Afganistan

5 Kasım 2014 tarihinde tarafından eklendi.

AFGANİSTAN, Asya kıt’asında bir Müslüman devlet.657.500 km 2, 21.000.000 nüfus (hiç bir zaman sayım yapılmadığı için nüfus tahminlere dayanır). 29-38 enlem ve 60-75 boylamları arasındadır. Kuzeyinde Sovyetler Birliği’nin Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan cumhuriyetleri, güney ve doğusunda Pakistan, batısında İran uzanır. En doğuda Çin (Doğu Türkistan) ile de kısa bir sınırı vardır. Denize çıkışı yoktur. Asya kıtasının ortalarında, güney batıya doğru yer alır.

Ülke çok dağlıktır. Batıdan doğuya Bend-i Türkistan, Baba ve Hindu kuş dağları, ülkenin kuzeyini kaplar ve 5.075 metreye kadar yükselir. En güney Margo ve Registan çölleridir ki güneylerinde Pakistan’ın Belûcistan eyâleti uzanır. Akarsu bakımından fakirdir. Kuzeyde Amuderya, Sovyetler’le sınır çizer. Kuzey batıda Herîrûd, güneyde Hilmend akar. Doğuda ünlü Hayber geçidi (1.022 m.), ülkeyi Pakistan‘a bağlar. Orta Asya’dan Hindistan’a açılan başlıca kapıdır. İklim sert ve sıcaktır.

Afganlar, Hind-Avrupa kavimlerinden biridir. İranlılar’la akrabadır. Afganca konuşurlar. Ancak Afganlar’in tamamı Afganistan’da yaşamaz; yarısı Pakistan‘dadır. Afganistan’da nüfusun  çeşitli kayunaklara göre ancak  53 ile 60’ı Afgan‘dır. Çeşitli kaynaklarda Farsça konuşan İranlılar’ın nüfûsun % 15 ile 36‘sını, Moğolca konuşan Moğollar‘ın % 3 ile 10’nunu  teşkil ettiği yazılır. 3 milyon nüfus göçebedir. İranlılar, Batı Afganistan‘da, Moğollar ise Bedahşan‘dadır. Nüfûsun gerisi Türk‘tür.

afganistan

afganistan

Türkler’in nüfûsun % 15‘ini oluşturduğu sanılmaktadır. 3 milyon kadar Türk’ün 80.000‘i Kırgız, 450.000‘i Türkmen, gerisi Özbek‘tir. Türkler, ülkenin kuzeyinde kalınca bir şerit halindeki “Güney Türkistan” veya “Afgan Türkistanı”nda yaşarlar.Din durumu, ırk durumu kadar karışık değildir. Nüfusun tamamı Müslüman’dır. °/o 90‘dan fazlası Sünni ve Hanefî mezhebindedir. Şîîler % 10‘dan azdır ve bunların dörtte üçü Câferî, dörtte biri İsmâîlî’dir;bu sonuncular Bedahşan, Vahan, Nûristân’dadır.

Resmî diller Afganca ve Farsça’dır. İkisi de Arab harfleri ile yazılır. Afganca’da çok büyük ölçüde Farsça, Arabca ve Türkçe alıntılar vardır.
Başkent Kabil‘dir (700.000 nüfus). Kandehâr (200.000), Fars şehri olan Herât (130.000), Celâlâbâd (90.000), Gazne (90.000) dîğer mühim şehirlerdir.

Kuzeydeki Türkçe konuşulan şehirler şunlardır : Mezâr-ı Şerîf (125.000), Taşkurgan (120.000), Meymene (60.000), Sibergan, Andhoy, Hânâbâd, Kunduz, Belh, Büst, Köşk, Kal’a-i Nev, Seripül. Şehir nüfusları da ancak tahminlere dayanmaktadır. Şehirleşmenin çok zayıf olduğu anlaşılmaktadır.Kabil’de 1932‘de kurulmuş bir üniversite (9 fakülte), 1968’de kurulmuş küçük bir teknik üniversite, Celalabad’da 1963’te kurulmuş bir tıbbiye vardır. 1963‘te halkın % 90′ı okuma yazma bilmiyordu.

Afganistan, dünyânın en yoksul ülkelerinden biridir. Kişi başına millî gelir 150 dolar kadardır. Gayri safî millî gelir ise 3 milyar doları az geçmektedir. Bu şu demektir ki, nüfûsu Türkiye nüfûsunun yarısı kadarken, gayrı safî millî hasılası Türkiye’nin 20’de biri kadardır. İhtilalden önce 90.000 kara + 10.000 hava + 25.000 jandarma askeri vardı. Ayrıca 162.000 kişilik harb hâli için eğitilmiş ihtiyat’ı bulunuyordu. Tabîatiyle deniz askeri yoktur.

Ordu, 10 tümen + 3 bindirilmiş tümen  3 dağ tugayından oluşuyordu. Hava kuvvetlerinde 152 uçak vardı. Afganistan, hiç bir demiryolunun bulunmadığı az sayıdaki ülkelerden biridir. Akarsuları da su trafiğine elverişli değildir.Telefon sayısı 30.000‘den azdır. Sanâyîi ehemmiyetsizdir. Halk, tarım ve hayvancılıkla geçinir. Pamuk ve Türkistan bölgesi “karakul” denen ünlü astragan (kuzu) kürkü ihraç eder. Türkmen halıları da ünlüdür.

Ülkenin mâden bakımından zengin olduğu tahmîn edilmekle beraber, gerekli çağdaş araştırmalar yapılmamıştır. Kömür, tabîî gaz, bakır, krom, demir, altın, gümüş, yetersiz miktarlarda çıkarılmaktadır. Bedahşan’dan fîrûze, zeberced ve lâl gibi çok değerli taşlar, asırlardan beri ihrâc edilmektedir.Ülke, on bir eyalete ayrılmıştır. Nüfus yoğunluğu 32’dir. Afgan ırkı, Asya’nın en savaşçı, cesur, yüksek ahlâklı kavimlerinden biridir. Ancak, XVIII. asra kadar bir Afgan devletinden bahsetmek mümkün değildir. Bugünkü Afganistan’ı teşkîl eden topraklar, İran, Türkistan ve Hindistan gibi komşu ülkelerdeki devletlerin idaresinde bölüşülmüş, bâzan bir arada bulunmuştur.

Burası, Türkler’in kuzeyden gelip devamlı yerleştikleri ülkelerden biridir. Bir çok Afgan kabilesinin aslen Türk olduğu, sonra Afganca konuşmaya başlayarak Afgan’laştığı bilinmektedir. Mîlâd’dan önce İran’da hüküm süren imparatorluklara âit olan, İskender çağında Yunan medeniyeti te’sirleri de alan bugünkü Afganistan topraklarında Türk hâkimiyeti, Mîlâd başlarında başlar. M.S.I. ve II. asırlarda Kusanlar, M.S. VI. asırda Akhunlar, VII. asırda Göktürkler, Afganistan’ı da yönetimlerine alan Türk imparatorluklarıdır.

Ülkenin önemli kısmı VIII. asırda Müslüman Arab imparatorluğuna geçmiş ve ülkede Türkçe, Afganca, Farsça, Moğolca konuşan halklar, Müslüman olmuşlardır. Abbâsîler’e tabî olan veya tabî geçinen Arab ve İranlı hanedanlar tarafından yönetildikten sonra, bir kısm Karahanlılar’ın Türkistan hakanlığına dâ hil olmuştur. Nihayet X. asır sonlarında Gazneli Türk hanedanı, ülkenin tamâmını ele geçirmiş, Gazne’yi taht şehri yapmış, oradan, Hindistan’ı fethetmeye başlamıştır. Sonra Selçuklular, ülkenin Fars ve Türk bölgelerini doğrudan doğruya ilhak etmişler, Gazneli devletini de tâbiiyyetlerine almışlardır. Gurlular, Gazneliler’in yerine geçmişler, Selçukluların yerine geçen Harzem Şâhlar da ülkenin kuzey ve batı bölgelerine hâkim olmuşlardır.

Moğollar da aynı bölgelerde hakimiyet kurmuşlardır. Asıl Afgan bölgeleri ise Gurlular’dan Hindistan’ın Memlûk, Halaç, Tuğluk gibi Türk imparatorluk hanedanlarında kalmıştır. Bu Türk hanedanları, Afgan savaşçıları, bol sayıda ordularında bulundurmuşlardır. Bu suretle Afganlar, Hayber geçitinden geçerek, geniş ölçüde bugünkü Pakistan ve Hindistan topraklarına akmışlardır. Lûdî ve Sûrî Hindistan imparatorluk hanedanları, Afgan’laşmış Türk’tür. Timur, bütün Afganistan’ı ele geçirmiş, ondan sonra ülke, Timurlu hükümdarlar ve şehzadeler arasında paylaşılmıştır. Bunlardan biri olan Bâbur Mîrzâ (Şâh), Kabil’i taht şehri yaparak Hindistan’ı fethe başlamış, 1526’da Hindistan imparatorluğunu eline geçirmiştir.

Türk târih ve edebiyatının en seçkin kişilerinden biri olan Bâbur, Kabil’de gömülüdür. Bundan sonra Afganistan’ın asıl Afgan kısmı Hindistan Timurlu Türk imparatorluğunda, kuzeydeki Güney Türkistan bölümü Türkistan Türk imparatorluğunda (Şeybânîler ve onların halefleri), Herât bölümü ise Timuroğulları’ndan sonra Safevî İran Türk imparatorluğunda kalmıştır. Herât, Semerkand ile beraber iki Timurlu imparatorluğundan birinin taht iehri olarak, bilhassa Sultan Hüseyin Bay cara devrinde, XV. asır sonlarına, 1507’de-d Özbek istilâsına kadar, pek parlak bir devre yaşamış ye dünyânın en büyük şehirlerinden biri hâline gelmiştir. XVIII. yy. ortalarına kadar aşağı yukarı Afganistan’ın bu durumu devam etmiş, zaman zaman Hindistan, İran ve Türkistan Türk devletleri, bugünkü Afganistan’ın şu veya bu şehri yahut bölgesi için savaşmışlardır. İran’da Nâdir Şâh’ın ölümünden sonra bu bölgede kudretli bir devletin eli eksik olmuştur. Bu boşluğu Ahmed Şâh Dürrânî doldurmuştur.
Ahmed Şâh “Baba Dürr-i Dürrân” (1722-1773), Nâdir Şâh’ın subaylarındandı. 20 Haziran 1747‘de İran Türk imparatorluğundan bağımsızlığını ilan etti. Böylece Afganistan devleti kurulmuş oldu. “Dürrânîler” denen Sadözey hanedanından 7 hükümdar 1747′en 1842′ye kadar 95 yıl Afganistan’ı yönetti. Fakat 1826‘dan sonra devlet, aynı hanedanın idaresinde parçalara ayrıldı. Afganistan, 1799’a kadar yarım asır, dünyânın büyük devletleri arasında yer alır. Zira bu kısa müddet, içinde Afganistan’dan başka bugünkü Pakistan’ı ve Hindistan’ın bazı bölümlerini içine alıyordu. Sonra bu topraklar kaybedildi.

Dürrânîler’in yerine Bârekzeyî veya Muhammed Zayi hanedanı geçti. Taht şehri gene Kabil idi. Bu hanedanın mezhebi de Sünnî / Hanefî’dir. Bu arada 1842-1863 arasında Herât bölgesi, İran’a dâhil oldu. XIX. asırda İngiltere nüfuzu ülke üzerinde gittikçe ağırlaştı. Hindistan’ı ele.geçiren İngilizler, Afganistan’ın güney komşusu idiler. Afganlar, İngilizler’e kan kusturan savaşlara giriştiler. XX. asır başlarında da İngiliz nüfuzu devam etti. Ülke asla istiklâlini kaybetmedi.

afganistan  sokakları

afganistan sokakları

Fakat İngiliz muhasarası altında, dış te’sirlerden ve alâkalardan uzak bir memleket hâline geldi. Kuzey komşusu Türkistan’ı ele geçiren Rusya’nın da baskısı başladı. Bârekzeyler’in 7. hükümdarı Amânullah Han (1919-1929), Atatürk’ü taklîd eden inkılâplarla ülkeyi modernleştirmek isteyince devrildi. Tahta, hanedanın başka bir kolundan Nâdir Han geçti (1929-1933). Öldürülmesi üzerine 1914 doğumlu oğlu Zahîr Han, “şâh” sanıyle tahta oturdu. Amânullah Han, eşi Kraliçe Süreyya ile 1927 ve 1929’da iki defa Türkiye’ye gelip Atatürk’ü ziyaret etmişti.

Zahîr Şah da 1957’de Türkiye’yi resmen ziyaret etti. Türk teknisyen, subay ve profesörleri, Afganistan’ın modernleşmesi için uzun yıllar bu ülkede çalıştıkları gibi, hayli Afganlı da Türk üniversite ve harb okullarında okumuştur. 1973’te Zahîr Şâh devrildi. Yerine geçen yeğeni ve eniştesi eski başbakan Prens Muhammed Dâvûd Han, cumhuriyet ilân etti. Bu darbenin arkasında Rusya bulunuyordu. İngiltere, Hindistan’dan çekilince, Rusya’nın Afganistan üzerindeki baskısı tek taraflı kaldı.

Birleşik Amerika, ortak sınır olmaması dolayısıyle, ülkeye, vaktiyle İngilizler’in nüfuzu derecesinde nüfuz edemedi. Ruslar, Dâvûd Hân’a sosyalist alt yapıyı kurdurduktan sonra, onu da ortadan kaldırdılar. Gittikçe komünizme kayan hükümetler kurdurdular. Son darbeden sonra, Rusya’nın emrinde olan Afganistan hükümeti, ülkedeki “gerici” dedikleri direnişçi millî güçleri ortadan kaldırmak için Kızıl Ordu’yu çağırdı. Rus ordusu ülkeye girdi. 1980 başında, dünyâda büyük tepkiler uyandırmasına rağmen, Ruslar, Afganistan’dan çıkarılamadı. Milyonlarca Afeanlı, öldürüldü veya Pâkis tân’a kaçtı. Keuc millî mücadele halen devam etmektedir.

Afganistan Siyasi Haritası

Afganistan Siyasi Haritası

Afganistan çocukları

Afganistan çocukları

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
TÜRK EDEBİYATINDA NATÜRALİZM