Ali Suavi

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Osmanlı gazeteci (1839-1878)

Türkçülük ve laikliğin ilk savunucularından olan Ali Suavi, Çankırılı bir kâğıt tüccarının oğlu olarak İstanbul'da doğdu. Rüşdiye'de okudu, medrese öğretimi gördü. Batı ve doğu dillerini öğrendi. 1865'te Öğretmen oldu. 1867'de görevinden alınınca İstanbul'a gelip "Muhbir" gazetesini çıkardı. Kastamonu'ya sürüldük Paris'e kaçtı. Londra'ya geçip, Genç psmaölrfar'ın yurt dışındaki ilk yayın organı "Muhbir"i yayınladı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi, şeriatçılığı savunan Yeni Osmanlılarla arası açılınca 1876'da İstanbul'a döndü. Galatasaray Lisesi Müdürü oldu. Bir yıl sonra azledildi. Osmanlı-Rus Savaşı Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanıp, Meclis de kapatılınca, Abdülhamid'e karşı bir darbe yapmak için eski padişah Murat V'i hapis tutulduğu Çırağan Sarayı'ndan kaçırmaya kalkıştı.Beşiktaş Muhafızı tarafından, başı sopayla ezilerek öldürüldü. Ali Suavi ilgi çekici bir sarıklı, ama laik devrimciydi.

Abdülaziz zamanında Avrupa'ya gitmiş olan islam bilginlerinin en olgunlarından Yüce Devlet büyüklerinin en üstünlerinden Ali Suavi Efendi, Abdülhamit'in tahta çıkışının arkasından İstanbul'a gelmiş ve bir süre mabeyinde kaldıktan sonra Galatasaray Sultanisi müdürlüğüne atanmıştı. Bugüne kadar bilinemeyen nedenlerden dolayı bir süre sonra adı geçen okul müdürlüğünden azlolundu. Kendisi tanınmış Osmanlı yazarlarından olup kendilerini pek iyi tanıdığım için ara sıra evlerine gidip Basiret'e konulmak üzere felsefe ve siyaset üzerine yazılarını alır ve gazetede yayınlardım. Bin iki yüz doksan dört yılı mayısının yirmi birinci cumartesi günü akşam üzeri adı geçenden uşağı aracılığıyla bir not aldım. Sözünü ettiğim notta aynen şu sözler yazılı idi:

"Yüce Devletin dış politikası şu sırada birtakım güçlüklere rastlamış ise de bunun iyi biçimde düzelmesi yolu olanaksız değildir. Pazartesi günü gazeteniz ile yayınlayacağım yazının okunmasını iş başında bulunanlara ve bütün halka salık veririm. " idi.

Bu notu kendilerinin isteğine uyarak aynen ve imzası altında Basiret'e koyduk. Bütün halk, pazartesi günü için Ali Suavi Efendi'nin önemli siyasi yazısını bekliyordu.

Mayısın yirmi üçüncü pazartesi günü Flibe ve Hasköy ve diğer Rumaeli halkından beş altı yüz, bir söylentiye göre bin kadar göçmenle birlikte Ali Suavi Efendi Çırağan Sarayı'na saldırıp Sultan Murad'ı oradan alarak ve "Padişahım çok yaşa!" bağrışlarını göklere çıkrarak Serasker kapısına götürüp

tahta çıkarma girişiminde bulundular ise de Ali Suavi Efendi'nin düzenlenmesine göre bu işte görev almak üzere hazırlanmış olan Taşkışla taburları, göçmenleri biraz önce saldırmış ve işe başlamış olmalarından dolayı yardım yerine karşı koymaya zorlandıklarından ve o zaman Beşiktaş zabıtasında görevli ve sonradan müşir olan Hasan Paşa beraberindeki zaptiyelerle yetiştiğinden, iki yüzden fazla göçmen vurulup öldürüldüğü gibi saraya girmiş ve karşılaştıkları ansızın saldırı üzerine pencereden dışarı atlamakta bulunmuş olan Ali Suavi Efendi'yi bizzat Hasan Paşa sopa ile başına vurarak cansız yere sermiş olduğundan uzun uzun tartışmadan ve plan sonucu olan bu girişim böylece başarısız kalmış ve Abdülhamid'in can yakmalarına ayrıca bir neden fırsat yaratmıştır.

Çırağan yakınlarında vurulup öldürülen göçmenler dışında asker ve zaptiyeler eliyle yakalanan iki yüz kadarı Yıldız Sarayı'na getirilerek tutuklanıp hapse atıldığı gibi derhal İstanbul'da Sultan Murad hazretlerinin kölelerinden ve yakınlarından ne kadar kişi varsa tümü birer birer toplanılarak ve Yıldız'a götürülerek hapsolunmuşlardır.

Bu olayın iç yüzünü incelemek üzere Mabeyin Başkatibi Sait Bey'in (bir önceki Sadrazam Sait Paşa) başkanlığı altında Sadrazam Sadık Paşa ve vekiller heyeti ve bazı müşirlerden oluşan bir komisyon kurulup işe başlattırıldı.

Bu metinde tarihi bir olay olan Ali Suavi'nin öldürülüşü anlatılmaktadır. Bu metinden merkezi otorite olan saraya karşı yapılan bir girişimin sonuçsuz kaldığı anlaşılmaktadır. Okuyanı bilgilendirmek amaçlandığından bu, öğretici bir metindir. Okuyanlar, Ali Suavi'nin nasıl öldürüldüğünü öğrenmiş olurlar. Zaten Basiretçi Ali Efendi bu metni, olayı okura iletmek amacıyla yazmıştır. Bu olay, başka kaynaklarda da yer almaktadır.

Metin siyasi bir olayı anlattığından, edebiyat ve siyasi yaşam ilişkisini örneklendirmesi bakımından da önemlidir. Basiretçi Ali Efendi, Ali Suavi'nin devrin yönetimiyle girdiği çatışmayı oldukça sade bir dille aktarmıştır.

Metinde tarihi bir olay anlatıldığından anlam birliğine sahip kümeler birbiriyle ilgilidir. Metinde halkın anlayabileceği bir anlatım kullanıldığını görüyoruz. Ancak çok uzun cümlelerin kullanılması anlaşılırlığı olumsuz etkilemektedir. Özellikle dördüncü anlam kümesi çok uzun olmasına karşın tek bir cümleden oluşmaktadır. Burada anlatılanları anlamak için daha fazla çaba harcamak gerekmektedir. Metindeki bu uzun cümleler, Divan nesri geleneğinin etkisini az da olsa sürdürdüğünü göstermektedir.

Metinde gündelik yaşamda kullanılan kelimeler çoğunluktadır. Bunun yanında Osmanlı kültürüyle ilgili, "azlolunmak, Yüce Devlet, Padişahım çok yaşa, zaptiye" gibi terimler kullanılmıştır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
bağdaştırma