ARABA SEVDASI

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Romanın özeti

Bihruz Bey, zengin bir ailenin şımarık çocuğudur. Evde, özel öğretmenlerden yarım yamalak bir öğrenim görmüştür. Alafranga özentiler içerisindedir. Babasının ölümü üzerine kendisine büyük bir servet kalır. Çalıştığı kaleme zaman buldukça uğramaktadır. En büyük zevki, zamanın modasına uyarak, son derece gösterişli arabasıyla mesireleri, eğlence yerlerini dolaşmaktır. Bir gün Çamlıca sırtlarında dolaşırken, güzel bir araba içinde sarışın bir kız görür. Hemen âşık olur ona. Sarışın kızın arabasına gizlice bir aşk mektubu atar. Yüksek bir aileden sandığı sarışın kız, bir sokak kızıdır. Peri-veş adındaki bu düşkün kadına şiirler yazar, geçebileceği yerlerde dolaşır, ama bir türlü onu bulamaz. Yazdığı mektuba cevap beklerken, yalan söylemekten hoşlanan arkadaşı Keşfî Bey'den Periveş'in öldüğü haberini alır. Mezarını bulabilmek için çırpınıp durduğu bir gün sevdiği kızla Şehzadebaşı'nda karşılaşır, onu sevgilisinin ablası zanneder. Periveş'in mezarını sorar. Karşısındaki kadının alaylı kahkahalarla anlattıklarını dinleyince sevdiği kızın gerçek kimliğini öğrenir ve hayal kırıklığı içinde oradan ayrılır.

Romandan bir bölüm

… Beş dakika geçmedi, hele araba köşeyi döndü, tamam beyin bulunduğu noktaya muvazi (paralel) gelince Bihruz Bey jaketinin cebinden muhabbetname-i ma'hudu (aşk mektubu) çıkardı. Arabanın içinde kırılarak tebessümlere başlayan Periveş Hanım'a tazimiyle bir reverans ettikten sonra Fransızca:

"Matmazel!… Muztarîp ve perişan gönlümün nâtık (konuşan) fotoğrafyası olan bu mektubu zat-ı seniyenize (yüce şahsınıza) takdim etmekliğime müsaade buyurunuz." diyerek ve araba yürüdüğü kadar bu da yanı sıra giderek mektubu arz etti.

Bunun üzerine, genç hanımların ikisi birden bir kahkahadır kopardılar. Bunların karşılarında oturan Çengi Hanım da: "Hadi, hadi… çekil oğlum… Ayıptır…" diyordu. Fakat bu dakikada Bihruz Bey'in duman içinde bulunan gözleri hiçbir şey görmediği gibi asabi bir uğultuya giriftar (yakalanmış) olan kulakları da hiç bir şey işitmediğinden elindeki mektup ile arabayı takipte devam ediyordu. Nihayet Gülşek'er Hanım, beyin haline acıdığından dolayı değil, o belâyı başlarından defetmek için kolunu uzattı, elinden mektubu aldı. Bey de oradan çekildi.

Bihruz Bey bu esnada âdeta sersemlemiş idi. Arabadan ayrıldıktan sonra bıraktığı noktaya geldi durdu. Markalı mendilini çıkardı. Alnından, şakaklarından fışkıran terleri silmeğe başladı. Mektup takdim etmek için arabaya sırnaştığını görenler kendisini birbirlerine gösterip gülüşüyorlardı.

Periveş Hanım'in önü sıra giden Çengi Hanım bu aralık arkasına dönüp bakarak ve istihza âmiz tebessüm ederek: "Küçük bey ihtiyar olmadan benim gibi bunamış galiba!" dedi. Bihruz Bey de Çengi Hanımın Çamlıca mükâfatı gününden kulağında kalan sesini pek iyi tanıdı. Onun üzerine hanımların yanında mahcubiyetini tahfif edecek (hafifletecek) bir mazeret aradı ve tekrar söze başladı:

–  Ah! pardon! mil pardon! Kabahat benim değil, Keşfi Bey söyledi, işte işte o beni aldattı.

–  Zararı yok! Bari bundan sonra sevdiklerinizi çabuk çabuk mezara göndermeyin.

–  Ah! pardon! Fakat niçin lândonuzla (körüklü binek arabasıyla) gezmeyip de böyle yayan geziyorsunuz?

–  Nasıl lândo?

–   Hani sizi bahçede ilk gördüğüm günkü güzel ekipajınız, süslü arabanızla gezmeli değil misiniz?

–  Ha! o araba bizim değildi, biz onu kira ile tutmuştuk.

Recaizâde Mahmut Ekrem, Araba Sevdası I (1898) adlı romanı ile yanlış batılılaşmayı ele almıştır. Yayımlanmasından yaklaşık on yıl önce yazılmış olan Araba Sevdası'nın kahrama-1 nı, Bihruz Bey adında, mirasyedi bir paşazadedir. Bütün işi gücü ve merakı alafranga giyinmek, alafranga yaşayış kurallarına yarım yamalak uymak, Hristiyan azınlıklardan berberlerle ve garsonlarla Fransızca konuşmak ve araba kullanmaktır. Bütün benzerleri gibi Bihruz Bey de, çok basit bir kültüre sahiptir. Fransızcayı değil, Türkçeyi bile doğru dürüst konuşup yazamaz; fakat evinde bir Fransızca öğretmeni ve Fransızca konuşabilen bir uşak bulundurmaktan hoşlanır. Yerli ve millî olanı beğenmemek; hatta hor görmek alışkanlığın-dadır. Türkçe konuşurken bile, sözlerine sık sık Fransızca kelimeler karıştırır. Onun bütün bu vasıfları, okuyucuyu kendisine güldürmek için yeter.

Recaizâde Mahmut Ekrem'in yukarıya son bölümünü aldığımız Araba Sevdası, dönemin Fransız yaşam tarzına ve modasına kendini kaptırmış bir gencin, Bihruz Bey'in, romanıdır. Yazar, dönemin yaşam tarzını renklendirmek için araba sevdası ve aşktan yararlanmıştır. Romanda bu iki unsur, birbiri ile sıkı sıkıya bağlıdır. Araba sevdasına kapılmış olan Bihruz Bey, güzel bir arabanın içinde gördüğü kıza âşık olur. Böylece Bihruz'un yaşamı bir üçlü kısır döngüye girer: Konak hayatı, Batılı yaşayış tarzının sergilendiği seyir yerleri (araba modasının yaygın olduğu Çamlıca sefaları ve Beyoğlu) ve aşk.

Bu kısır döngü içinde Bihruz Bey babadan kalma servetini ve çok sevdiği arabasını kaybeder. Yukarıdaki metinde ise âşık olduğu Periveş'in gerçek kimliğini öğrenir ve onu da kaybeder.

Sonuç olarak yaptığı yanlışlıklar her şeyini kaybetmesine yol açar. Recaizâde Mahmut Ekrem, Bihruz Bey tiplemesi ile Osmanlı'nın son dönemindeki yanlış batılılaşmayı eleştirmiş ve yanlış batılılaşmanın yol açtığı olumsuzlukları ortaya koymuştur. Yazarın bu romanı yazmadaki temel amacı; yanlış batılılaşmanın yol açtığı yanlışlıkları ve kişilerin yaşadığı yıkımları gözler önüne sermektedir.

Romanda anlatılan kişiler Tanzimat döneminde yaşamış veya yaşaması söz konusu tiplerdir. Bu yönüyle romandaki gerçekler, toplumsal gerçeklere ters değildir. Dolayısıyla roman zamanın gerçeklerini yansıtmaktadır.

Romanda verilmek istenen mesajın günümüzde de geçerliliği vardır. Batının dilini ve kültürünü bilmeden bilir gibi görünmek, eğlence yerlerinde ömrünü tüketmek ve tanımadığı kadına âşık olmak, her zaman aynı olumsuz neticelere yol açabilir. Bu gerçekleri göz önüne aldığımızda Araba Sevdası romanının zamanı ile sınırlı olmadığı görülmektedir.

Roman kişileri: Bihruz Bey: Alafrangalığa özenir, süslü ve gösterişi sever. Şık giyinir. Şımarık, sorumsuz ve züppe bir gençtir. Mösyö Piyer: Bihruz Beyin nabzına göre şerbet veren kurnaz bir ihtiyardır. Periveş: Sarışın, orta boylu, narin yapılı, gönül avcısı bir yosmadır. Gözleri çok güzel, çizgili koyu sarı, kaşları kumral, kilolu, burnu ise incecik, ağzı küçük ve biçimlidir. Çengi: Uzun boylu, Periveş hanımdan daha yaşlı ve kiloludur. Mavi gözlü, esmer yüzlü, sürekli konuşan, gülmeyi çok seven, yaşına göre çok dinç biridir. Keşfi Bey: Bihruz Bey gibi züppe, alafrangalığa özenen süsü ve gösterişi seven biridir. Ayrıca yalancıdır.

Romandaki kişiler Tanzimat döneminin karakteristik özelliklerini yansıtmaları için seçilmiştir. Bu kişilerle toplumdaki bu tiplere ilgi çekilmek istenmiş, belli bir kesim yansıtılmaya çalışılmıştır. Toplumun içinden seçilen bu kişilerden hareketle onların duyguları, yaşamları ve yaşam felsefeleri analiz edilmiştir. Romanda mekân, ağılıklı bir yer teşkil etmektedir. Özellikle Çamlıca ve Beyoğlu'ndaki eğlence yerleridir romandaki mekânlar.

Romanın asıl kahramanlarından olan Bihruz Bey buralarda arabası ile dolaşır ve âşık olduğu kıza, romanın diğer bir kahramanı olan Periveş'e, Çamlıca'da rastlar. Romandaki bu mekanlar, dönemin eğlence yaşamına damgasına vuran yerlerdir ve bu mekanlar kurgu değil, gerçektir. Gerek Bihruz Bey gerekse Periveş, romandaki bu mekânlarla bütünleşmiş kişilerdir; çünkü yaşamları bu mekânlarda geçmiştir ve bu mekânları çok sevmektedir. Bu mekânlar ve bu tür mekânlara takılan, yaşamlarını bu tür eğlence yerlerinde geçiren ve yanlış kadınların peşinden gidip elindekileri kaybeden kişilere günümüzde de rastlamak mümkündür. Bu açıdan romandaki olayların günümüzün olayları ve sosyal yaşamları ile ilgisi vardır. Yani Araba Sevdası günümüzün gerçeklerine ve sosyal yaşamına ses-lenebilen bir romandır.

Recaizâde Mahmut Ekrem'in bu romanında işlediği konu ile Ahmet Mithat Efendi'nin Felatun Beyle Rakım Efendi'sinin ve Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat romanının konusu arasında benzerlikler söz konusudur. Bu eserler de yanlış evliliklerin ve yanlış batılılaşmanın ortaya çıkardığı çarpıklıkları işlemiştir. Ahmet Mithat Efendi, Felatun Beyle Rakım Efendi'de yanlış batılılaşmayı Felatun Bey tipi ile eleştirirken, doğru batılılaşmanın nasıl olması gerektiğini Rakım Efendi tipi ile göstermiştir. Recaizâde Mahmut Ekrem ise sadece yanlış batılılaşmanın örneği olan tipi, Bihruz Bey'i, ortaya koymuştur.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
TELGRAF