DANIŞANI MERKEZE ALAN YAKLAŞIM

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Danışanı Merkeze Alan Yaklaşım

“İnsancı” yaklaşım da denilen ve Rogers (1951) tarafından geliştirilen “danışanı merkeze alan” yaklaşımda danışan-danışman görüşmesi danışan kişinin duygu, düşünce ve tutumları üzerinde yoğunlaşır. Aktif olan danışandır. Danışman güvenli ve hoşgörülü, değerlendirici davranışlardan uzak bir ortam içinde, danışanla görüşür, ona değer veren ve duygularını paylaşan empatik bir tutum içindedir. Danışan kendisi için tehdit oluşturmayan böyle bir ortamda, önemli gördüğü bireysel hususları ve kişisel problemlerinin görüşme konusu yapar. Neyin görüşüleceği konusunda danışan danışmana göre daha aktif bir rol alır.
Rogers, psikoterapi sürecini her bireyin doğuştan sahip olduğu “büyüme, gelişme ve kendini gerçekleştirme kapasitesi”nin uygun şartlar sağlandığında kendini göstereceği sayıltısına ve bireyin kendi kendini yönetme “kapasitesine” ve “hakkına” sahip olduğu inancına dayanmaktadır. Günümüzde “danışanı merkeze alan”, “insancı” psikolojik danışma olarak nitelenen Rogers ve izleyicileri, psikolojik danışma ilişkisinin niteliğine büyük önem vermekte, danışmanın psikolojik danışma ilişkisinde kendisini uzman olarak gören bir tutum içinde görme eğilimine karşı çıkmakta, danışma süreci içinde danışmanın, danışanı anlayan, kayıtsız şartsız kabul eden, değerlendirmeyen, kendi değer yargılarını kabule çalışmaktan titizlikle kaçınan biri olması gerektiğini vurgulamaktadırlar.
Danışanı merkeze alan, insancı yaklaşımda, görüşme yönlendirici bir nitelik taşımaz. Vak’a tarihçesi gibi soru-cevap yönü ağır basan teknikler ve teşhise yönelik yoğun test uygulamaları da yer almaz.
Karl Rogers, eğer terapist, danışanı koşulsuz olarak değerli tutup, kabul eder, ona karşı saydam ve empatik bir tutum içinde onunla bağdaşık ve yakın duygular içinde dikkatle dinler, bu duygulara niteliğini değiştirmeden onun düşünüş ve duyuş çerçevesi içinde danışana yansıtırsa, bunun danışanın benlik tasarımını etkileyeceğini ve temel davranış değişmelerine götüreceğini ifade etmektedir.
Rogers ve arkadaşları kişiye belirtilen danışma koşulları sağlanırsa, kişinin psikoterapi sırasında kendi gelişmesini sağlayacağını, bireyin gelişmesini sağlayacak aktif gücün kişinin kendisinde olduğunu belirtmektedirler. Terapistin rolü ise etkileşimi sağlamak, kimyasal
olaylardaki katalizörlük işlevinde olduğu gibi, olaya dahil olmadan olayın oluşumuna olanak ve kolaylık sağlayan bir “ortam” yaratmak, danışan kişiyi yöneltmekten kaçınmak, onun karşısında değil, yanında olmaktır.
 

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
PARAGRAFIN YAPISI