Eleştiri (Tenkit)

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Eleştiri (Tenkit)
Bir sanatçının, sanat veya düşünce yapıtının (şiirin, romanın, heykelin, filmin vb.) ya da herhangi bir konunun gerçek değerini belirleme amacıyla yapılan inceleme sonucunun anlatıldığı yazılara eleştiri denir. Türk edebiyatına eleştiri Tanzimat döneminde gelmemiştir. Bundan önce de tenkid adıyla edebiyatımızda yazılar yazılmıştır. Ancak Batılı anlamda eleştiri, yani edebî eleştiri Tanzimat döneminde boy göstermeye başlamıştır. Tanzimat döneminde ilk eleştiri örneği olarak Tasvir-i Efkâr ile Ceride-i Havadis arasında "Mesele-i Mebhûsatün anha" üzerine yapılan yazışmalar gösterilir. Arapça bir kural üzerine yapılan bu tartışma, basit de olsa savunulan görüşlerin karşılıklı olarak ortaya konması bakımından dikkat çekici niteliktedir. Ancak Tanzimat döneminde gerçek eleştiri örneklerini Namık Keme! ve Ziya Paşa, eski edebiyat geleneğini eleştirerek verir. Namık Kemal, "Bahâr-ı Dâniş" ve "Mukaddime-i Celarde Divan edebiyatını eleştirir. Ziya Paşa da "Şiir ve İnşa" adlı makalesinde eski edebiyatı bir kalemde siliverir. Ancak daha sonra Ziya Paşa, "Harabat" adlı eserinin önsözünde bu görüşlerini inkar eder. Bunun üzerine Ziya Paşa ile aralan açılır ve Namık Kemai Ziya Paşa'nın Harabat adlı yapıtını "Tahrib-i Harabaf'ta eleştirir. "Takip" de bu eleştirilerin devamı niteliğindedir.

Tanzimat edebiyatında Recaizacie Mahmut Ekrem'in "Talim-i Edebiyat" adlı eserinin çıkışından sonra edebî eleştirilerin yoğun örneklerini görmekteyiz. 1880 sonrasında başlayan bu eleştiri hareketi Recaîzade Mahmut ile Elhac İbrahim Efendi arasında görülür. Sonra eleştirinin konusu "eski-yeni" zeminine kayar ve Reeaîzade Mahmut – Muallim Naci tartışmaları başlar. Reeaizade Mahmut Ekrem'in III. Zemzeme'nin önsözünde, sonra Takdir-i Elhan'da hem eski edebiyat geleneğini hem de Muallim Naci'nin yazdıklarını eleştirmesi sonucunda bu iki sanatçı arasındaki tartışma alavlenir. Muallim Naci, Zemzeme'ye karşılık olarak Demdeme'yi yazar.

Bu dönemde Mizanci Murat Bey'in Mizan'da "Edebiyatımızın Numune-i İmtisalleri" başlığı altında Vatan yahut Silistre, Vuslat ve Sergüzeşt'i eleştirdiğini görürüz.

Bu dönemde kafiye üzerine yapılan tartışmalar önemlidir. Bu tartışmalar Tercüman-ı Hakikat'te Mualüm Naci'nin edebiyat sütunlarında yayımlanan şiirlerin altındaki değerlendirmelere uzanmaktadır. Hasan Asaf adlı gencin bir şiiri eleştirilirken söz, bu şiirdeki ses unsuruna bağlı kafiye yapısına getirilir. Bu kafiye tarzının geleneklere aykırı olduğu görüşü ileri sürülür. Bu yolda başlayan edebî eleştiri, Reeaizade Ekrem'e yöneltilir ve onun da yazışmalara katılması ile edebiyat çevrelerinde geniş yankılar uyandıracak eleştiriler ortaya çıkar. Konunun kişiselleştirilmesi ile bu tartışma kesilir. Bu eleştiri tartışmaları olumlu sonuçlar doğurmuştur. Bunun en önemlisi Servet-i Fünûn edebiyatının bu tartışmadan sonra ortaya çıkmış olmasıdır. Sonuçta Tanzimat döneminde ortaya konan edebî eleştiri örnekleri daha sonraki dönemlerde başarılı örneklerle edebiyatımızda varlığını sürdürümüştür.
Tahrib-i Harabat, Namık Kemal'in eleştiri türündeki eseridir. Yazar, bu eserinde Ziya Paşa'yı eleştirmektedir. Ziya Paşa, 1868'de Hürriyet'te yayımladığı ünlü "Şiir ve İnşa" makalesinde, Türk edebiyatının çağdaş bir düzeye erişmesini, gerçek Türk edebiyatı olan Halk edebiyatının bu yenileşmede temel alınması gerektiğini savunmuştur. 1874'te çıkardığı Hârâbat adlı Divan şiiri antolojisinin ön sözünde ise Halk edebiyatını küçümseyerek Divan edebiyatını övdüğü görülür. Onun bu çelişkili tutumu yeni bir Türk edebiyatı oluşturmak için birlikte yola çıktıkları Namık Kemal'in tepkisini çeker. Namık Kemal de Ziya Paşa'nın Harabat'ına karşılık Tahrib-i Harabat'ı yazar.

Metinde görüldüğü gibi Namık Kemal, Ziya Paşa'nın Harabat adlı eserinden şiir örneklerini almış ve bunları eleştirmiştir. Bu, esere dayalı eleştiri olması bakımından önemlidir.

ilk bölümdeki dizelerde Divan şairlerinden olan Ahmedî, Necâtî ve Zatînin, şiirde Türkçe söyleyişe büyük katkılar sağladığı belirtilmiştir. Namık Kemal, bu görüşe katılmadığını açık açık ortaya koymuştur. Bu şairlerden önce yaşayan Mevlana, Sultan Veled, Süleyman Çelebi gibi şairlerin unutulmasını eleştirmiştir.

ikinci bölümdeki dizelerde tiyatro eserlerinin bir ahlak kitabı olmadığı üzerinde durulmuştur. Namık Kemal, bu düşüncenin söylenmeye bile gerek olmadığını belirtmiştir. Çünkü ona göre tiyatro zaten, bir eğlence aracıdır. Üstelik tiyatronun ahlak öğreticisi olmadığını edebiyatçılarımız da söylemişlerdir.

Yine bu eleştirinin ana konusu da aslında Tanzimat döneminin yaygın düşüncesi olan Divan edebiyatına karşı çıkıştır. Namık Kemal ve öteki Tanzimat sanatçıları, yeni bir edebiyat ortaya koymanın eskiyi, yani Divan şiirini ortadan kaldırmakla mümkün olabileceğini düşünmüşlerdir. Bunu gerçekleştirmek için de eserleriyle mücadele içine girmişlerdir, işte Tahrib-i Harabat, bir yönüyle bu mücadelenin bir ürünü sayılabilir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Servet-i Fünûn Hikâyeciliği