Etimolojik Çalışmaların Türk Dilini ve Tarihini Anlamadaki Önemi

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Etimolojik Çalışmaların Türk Dilini ve Tarihini Anlamadaki Önemi
Sunan: Prof. Dr. Erol Mutlu
Konuşmacılar: Prof. Dr. Hasan Eren ve Prof. Dr. Sema Barutçu-Özönder
 
Mutlu: Merhaba Türkiye’den programının bu yeni bölümünde siz sayın seyircilerimizle birlikteyiz. Bu yeni bölümde dedim ama aslında geçen haftaki konuklarımızla birlikteyiz yeniden. Bu programda da geçen hafta yarıda bırakmış olduğumuz konuyu görüşmüş olduğumuz konuyu görüşmeye devam edeceğiz. Geçen hafta Türk dilinin tarihi üzerine konuşmuştuk. Bu hafta da bu çerçevede konuşmamıza devam edeceğiz. Programımızın konuklarını sizlere takdim etmek istiyorum. Prof. Dr. Sema Barutcu Özönder  programımızın hem konuğu hem danışmanı olarak yer alıyor. Kendisi A.Ü.DTCF Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölüm başkanı ve Sayın Prof. Dr. Hasan EREN Türk Dili üzerine çalışma yapan çok önemli bir isim olarak programımıza konuk oluyor. Ben hemen konuklarımıza hoş geldiniz dedikten sonra Sayın BARUTCU ÖZÖNDER dan geçen haftaki konuşmamızın bir özetini yapmasını rica edeceğim. Ondan sonra da Hasan EREN hocamıza soruyla başlamasını rica edeceğim. Buyurun efendim.
Barutcu Özönder: Geçtiğimiz hafta hocamızla yaptığımız sohbette Türk dilinin tarihi üzerinde ana hatlarıyla  durmuştuk. Tarihi Türk dili alanının bugünkü Türk dili alanıyla bağlantısını da yapmıştık. Bir saatlik bir konuşma programı içinde gerçekten çok derin bir çalışma alanı olan Türk dilinin tarihi konusuna ucundan ucundan değinmeler yapabilmiştik ancak. Fakat sonradan düşündüğümde en eski çağlardan başlayarak dil kontaktı üzerinde durduğumuzu fark ettim. Türkler’ in ana yurdu meselesi üzerinde durulmuş olduğunu gördüm. Tarihi Türk dili alanının özellikle tarihi diyalekt coğrafyasının, bugünkü diyalekt coğrafyasıyla ilişkilendirildiğini de anladım. Ayrıca Türk dilinin geleceği üzerine hocamızın net görüşlerini de elde edebildiğimizi fark ettim.
Mutlu: Sayın hocamızla programa girmeden önce sohbet ederken yaşayan bir dil Türkçe zenginleşen bir dil dolayısıyla sorunları var, yaşayan her organizma gibi bu sorunlar da iyi ki var. Dolayısıyla dilin sorunlarının olması onun zenginliğini gösteriyor. Sonra da biz de bu konuda buluyoruz demişti. Gerçekten de bu tür bir bağlantıyı kurduğumuz zaman Türk dilinin bugünkü sorunlarına,Türk dilinin tarihine ilişkin çalışmalar bugüne ve yarına ışık tutabilecek kapsamda mı acaba?
Barutcu Özönder:  Muhakkak ki geçtiğimiz hafta dilin tarihi üzerine görüşülmüştü. Sanıyorum dilin söz varlığını oluşturan tek tek kelimelerinin tarihi üzerinden konuya yaklaşıldığında filolojinin çok önemli bir çalışma alanı olan köken bilgisi (etimoloji) dediğimiz bilim dalı içinde  o dilin tarihine dayalı ve daha doğru olarak o dili konuşan toplumun tarihine dayalı kültür tarihi, siyasi tarih, tarihi coğrafya vs. yani kültür ve toplum bilimlerini ilgilendiren bütün alanlara dönük olarak o dilin söz varlığının tek tek araştırılması konusu da bizim problematiklerimizden, Türkoloji’nin problematiklerinden biri. Hocamızın etimolojik sözlüğünde önsözde belirttiği gibi hakikaten çok uzun yıllarını alan çok büyük bir emek ürünü olan eserin çevresinde Türk dilinin etimolojisi ve Türk dilinin etimolojik çalışmaları üzerinde bugün ana hatlarıyla durmaya çalışacağız.
Mutlu: Evet o zaman ben size ilk soruyu sorayım. Efendim bu etimolojik sözlük çalışmalarının zorluğundan söz eder misiniz lütfen. Çünkü bildiğiniz gibi bir dili oluşturan namütenahi sayıda sözcük var .Bu her bir sözcüğün tarihçesini araştırmak kolay bir iş mi?
Eren: Sözlükçülük de kolay bir iş değildir. Ama etimolojik sözlük yazarlığı büsbütün ayrı bir iştir. Kendine göre bir yığın güçlükleri olan bir branş. Bu konuda başarıyla çalışabilmek için,Türkoloji alanında özellikle değişik başka dillerde olmayan birtakım problemlerle karşılaşıyorsunuz. Örneğin Fince’yi, Macarca’yı düşünelim. Bu dillere ilişkin çalışmalar Finlandiya’da, Macaristan’da yapılmıştır, yapılmaktadır. Başka bir deyimle Fince’nin etimolojik sözlüğü üzerinde çalışan bir uzmanın yabancı dil bilmesine pek ihtiyaç yoktur. Macarca için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Macarca’nın etimolojik sözlüğünü yazarken Macar dergilerinin Macarca yayınların yardımıyla işinizi görebilirsiniz. Oysa Türkoloji hem milli bir bilim dalımızdır hem de uluslararası bir bilim dalıdır. Yani bu alanda başarı ile çalışabilmek için, belli başlı yabancı dilleri bilmek gerekir. İngilizce’den Almanca’dan Fransızca’dan başlayarak bu dilleri bilmemiz gerekir. Yani bu dillerde yapılan yayınları takip edecek kadar bu dillere hakim olmanız gerekir. Ondan sonra bu dillerde yapılan yayınların düzenli bir şekilde takip edilmesi icap eder ki,bu da ayrı bir konudur. Fransa’da Türkoloji’nin aşağı yukarı iki yüz yıllık bir geçmişi vardır. Macaristan’da yüz elli yıllık bir tarihi vardır. Diğer ülkelerde özellikle Rusya’da da Türkoloji eski çağlara kadar uzanmaktadır. Şu halde etimoloji alanında başarıyla çalışabilmek için bu yayınları kullanabilmeniz şarttır. Tabi Türkiye’de yapılan çalışmaları da ihmal etmemek gerekecektir. Etimoloji sözlüğü alanında çalışan yabancılar bazen birkaç kişi bir araya gelerek çalışmaktadırlar. Birçok hallerde akademilerde bu konuda çalışacak birtakım kolektifler kurulmaktadır. Beş kişiden on kişiden hatta daha büyük gruplardan oluşan kolektifler oluşturulmaktadır. Türkiye’de buna benzer bir çalışma ortaklığı kurmak kolay değildir. O bakımdan bu işi tek başıma üzerime almaktan başka çare göremedim. Sonunda altmış yıllık bir emek ürünü olarak bu küçük eseri ortaya koyabildim
Barutcu Özönder: Budapeşte Üniversitesindeki öğrenciliğinizin ikinci yılından itibaren diyorum ben hocam. Çünkü giriş yazınızın ilk paragrafında belirttiğinize göre Prof. Dr. Nemeth‘e kelimenin etimolojisi ile ilgili yazınızı sunmuşsunuz. Prof. Nemeth de herhalde Türk dilinin etimolojik sözlüğünü siz yazacaksınız demiş.
  
Eren: Evet. Hocamın bu öngörüsünü sonunda gerçekleştirdim.1940’dan 1999’a kadar altmış yıl içinde bu yazımında çeşitli ilkeler göz önünde bulundurulabilir. Doğrudan doğruya kelimelerin kökenini verirsiniz. İşiniz biter. Benim sözlüğümde bu çok basit ilke dışında başka birtakım yollar denenmiştir. Türkçe kelimelerin sıralanmasından sonra,bu ne demek bizim aşağı yukarı bugün konuşulan 40-50 lehçemiz vardır. Bu belli başlı 40-50 lehçeden enteresan bulduğunuz kelimeleri bir madde altında toplayacaksınız. Bunların anlamlarını vereceksiniz. Aradaki fonetik farkları açıklayacaksınız telgraf üslubuyla. Ondan sonra bu kelimelerin biliniyorsa kökenini vereceksiniz,bilinmiyorsa kökenini bilmiyoruz diyeceksiniz. Bunu dışında bu da yine bir sözlüğümün bir başkalığı olarak belirtmek gerekir. Türkçe’de yabancı kökenli sözlerin çokluğu daha ilk bakışta göze çarpıyor. Ben buna karşılık Türkçe’de yabancı dillere geçmiş olan kelimeleri de sıralamaya önem verdim. Böylelikle çok büyük bir dil olan Türkçe’mizin yabancı dillerden pek çok kelime aldığını gösterirken ayrıca yabancı dillere de pek çok kelime verdiğimizi ortaya koymaya çalıştım. Yani kısaca Türkçe konu komşudan  pek çok kelime almıştır. Fakat komşularına da borçlu kalmamıştır. Sadece bir örnek vereyim:Türkçe’den Ermenice’ye geçen kelimelerin sayısı meşhur Ermeni linguistiği Acaryan’ın yapmış olduğu sayıma göre dört bini bulmaktadır .Buna karşılık bizim Ermenice’den aldığımız 40-50 kelime vardır. Balkan dillerine Sırpça’ya Bulgarca’ya verdiğimiz kelimelerin sayısı da yedi-sekiz bini bulmaktadır. Bu da çok büyük bir rakamdır. Yemek adları,giyim kuşam isimleri,günlük hayata ait kelimeler ve kültür hayatına ait kavramlar balkan dillerine Türkçe’den geçmiştir. Son yıllarda Rusça’daki Türkçe kelimelere ilişkin güzel bir eser yayınlandı. Kazakistan’ın eski baş şehrinde. Bu eserde de Türkçe’den Rusça’ya geçen kelimelerin sayısı iki bine yakındır. Bu şekilde Türkçe’mizin sözlüğünde gördüğümüz yabancı kelimelerin sayısı bizi ürkütmemelidir. Yani komşularımıza biz borçlu kalmadık. Çince’den alınan kelimelerin Avrupa dillerine geçmesine yardımcı olduk. Küçük bir örneğimiz,bizim inci kelimesi Çince’den alınmıştır. Bütün Türk eski ve yeni Türk diyalektlerinde,lehçelerinde çeşitli şekillerde kullanılmaktadır. Rusça’ya “inci” “jen çu hı” şeklinde geçmiştir. En son olarak da Macarca’ya bu kelime Türkçe’den geçmiştir. Macarca’da da epeyce değişik bir şekilde “göng” şeklinde söylenmektedir. Yani on beş dilde Türkçe’den geçen bir kelime olarak inci kelimesini görüyoruz.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
UYGUR METİNLERİ