GEVREKZÂDE HASAN EFENDİ

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Karanlık Çağ olarak tabir edilen Orta Çağ'ın son­larından itibaren Batılı bilim adamları, Doğu bi­lim tarihinin hemen hemen bütün klâsik eserlerini, baş­ta Latince ve ibranice olmak üzere kendi dillerine çevirip, üzerlerinde yeni araştırmalar yaparak bir bi­lim tarihi meydana getirirken, Doğu dünyası XIV. yüz­yıldan itibaren kendi bilim mirasından maalesef mahrum kaldı. Bu sebeple de, son iki yüz yıldır sü­rekli olarak Batı'nın siyasî ve ekonomik istilasına uğ­radı. Oryantalistlerin ve onları takip eden yazarların konuya sübjektif bakmaları sonucu, Doğu bilim adam­larının ortaya koydukları bilimsel teori ve buluşların bir­çoğunun, bugünkü modern bilimin temeli olduğu, birçoğunun da günümüzde hâlâ geçerliliğini korudu­ğu unutuldu. Özellikle ilk önceleri Anadolu'da, daha sonra büyüyüp gelişerek üç kıtada, köklü bir uygarlık kurmuş olan atalarımız, sadece savaşmasını bilen, do­layısıyla kültür ve bilimin kıymetini anlamayan bir mil­let olarak tanıtıldı. Bu tür yanlış tanıtım ve yanlış bilgilendirmeler, her çağda ve az çok her millette gö­rülebileceğinden, burada üzerinde uzun uzun durma­ya gerek yok; ancak, bunların tekrarlanmaması için objektif ve mükemmel bir bilim tarihinin yazılması ge­rekiyor. Bu da, başta Millî Kütüphane olmak üzere, di­ğer kütüphanelerde henüz elyazması halde bulunan sayısız eserden, hiç olmazsa önemli bilim adamları­mızın orijinal nitelikli eserlerinin dikkatle incelenip, gün ışığına çıkarılmasıyla mümkün olur ki, her ay bu kö­şede ele aldığımız önemli bilim adamlarımızdan biri­nin hayatı, çalışmaları ve eserleri hakkında kısa da olsa bilgi verişimiz, araştırmacılarımızın yukarda belirttiği­miz anlamda bir bilim tarihinin yazılabilmesi için ön bir çalışmaya başlamalarını, gençlerimizi bu konudaki ça­lışmalara özendirip, kendilerine güven duygusunu sağ­lamayı amaçlamaktadır. Böyle bir ön çalışmada, orijinal nitelikli eserleriyle dikkatleri çeken ve bu sayıda konu ettiğimiz Gevrekzâde Hasan Efendi de, öncelikle in­celenip, gün ışığına çıkarılması gereken önemli bilim adamlarımızdan biridir. 18. yüzyıl sonlan ile 19. yüzyılın ilk başlarında ya­şayan bu ünlü tıp bilgininin doğum tarihi bilinmiyor. Babası, tabip bilginlerden istanbullu Abdullah Efendi'dir. Öğrenim yaşına geldiğinde, çağının geleneği­ne uyarak, önce medresede dinî bilgilerini tamamladı; ardından, ibn-i Sina'nın "Kanun" adlı eserinin müter­cimi Mustafa Efendi ile damadı ismail Efendi ve yine dönemin ünlü hekimlerinden Müneccimbaşızâde Meh­met Emin Efendi'den tıp bilmini öğrendi. Öğrenimini tamamladıktan sonra, Süleymaniye Medresesi'nde tıp müderrisliğinde bulundu. 1768-1774 Osmanlı-Rus Sa-vaşı'nda ordu başhekimliğine atandı. 1786 tarihinde, Padişah'm Başhekimi unvanına lâyık görüldü. 1801 'de istanbul'da vefat ederek, Eyüp'te Şerifzâde Mehmet Molla'nın kabrinin civarına defnedildi.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
AÇIKLAYICI METİN