Halifeliğin Kaldırılması

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

 Halifeliğin Kaldırılması 
 Halife ve Hilafet :

     Halifelik, Müslümanlarda baş imamlık, göreviydi. Hazreti Muhammed sağlığında imamlara kendi adına namaz kıldırmak yetkisini vererek kendisi baş imam olmuştu. Peygamber, Müslümanların din ve dünya işlerinin başkanı idi. Hazreti Muhammed ölünce, İslâmlar kendilerine Halife adı verilen ve Peygamberin vekili sayılan bir başkan seçtiler. Böylece Halife kelimesi Arap Devletlerinde devlet başkanına verilen bir san oldu. Emevîler devrinde halifelik babadan oğula geçen bir saltanat haline geldi. 1258’de Hulâgû’nun Bağdat’ı zaptı üzerine Abbasî sülâlesinden birinin Mısır Kölemenlerine sığınmasıyla halifelik Kölemenlerin himayesinde 1517’ye kadar devam etti. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı zaptettiği zaman hâlife olan Mütevekkil Alallah’tan halifeliği aldı.

     Yavuz Sultan Selim’den sonra gelen bütün Osmanlı Padişahları Halife sanını kullandılar. Son halife Abdülmecit Efendiye kadar halifelik devlet başkanlığı ile beraber gitmiştir.

     halifeÖnceleri hilâfetin Osmanlı Devletine bir zararı olmadı. Sonraları, bilhassa Osmanlı İmparatorluğu eski kuvvet ve kudretini kaybetmeğe başladığı devirlerde, girişilen her yenilik hareketine ulema sınıfı din adına engel olmağa çalıştı. Bu yüzden çok defa ayaklanmalar çıkararak imparatorluğun gerilemesine neden oldular.

     Abdülhamit II devrinde ve sonra, bütün İslâmları bir idare altında toplamak gayesiyle “Panislâmizm” siyaseti güdüldü. Bu siyaset, halkı Müslüman olan sömürgeye sahip Avrupa devletlerini aleyhimize çevirmekten başka bir şeye yaramadı. Bu devletler Osmanlı İmparatorluğunu bir an önce parçalamak, aralarında bölüşmek için faaliyete geçtiler. XIX’uncu asır da gelişmeye başlayan mi1liyetçi1ik akımının, Türk o1mayan İslâm toplulukları arasında yayılması, halifeliğin Müslümanlar üzerindeki nüfuzunu azalttı. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma devrinde ise, halifeliğin ,İslâmlar üzerindeki otoritesi tamamen sarsılmıştı.

     İstiklâl Savaşında Mehmet Vahdettin vatana saldıran düşmanla birleşerek Millî kuvvetler üzerine, Kuvay-ı İnzibatiye isimli Halife Orduları gönderdi. Vahdettin’in kaçması hâdisesi ise halifelik şerefini büsbütün kırdı. Saltanatın kaldırılmasından sonra Büyük Millet Meclisi tarafından Veliaht Abdülmecit Efendiye Halife unvanı verildi.

     Mustafa Kemal, Cumhuriyetin ilânından sonra artık, halifeliği rejim için zararlı görmekteydi, Buna rağmen halifeliğin kaldırılması için münasip zaman ve fırsatı bekledi. Bu fırsatı da Halife ve taraftarları yarattılar. Abdülmecit Efendi Halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata göre şunları yapacaktı:

     a)Halife-i Müslîmin deyiminden başka unvan kullanmayacak.

   b)İslâm dünyasına bir beyanname yayınlayarak kendisini Büyük Millet Meclisinin seçtiğini bildirecek ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin yaptığı hizmetlerden beğeniyle sözedilecekti.

     c)Vahdettin’in tutumunu ve kaçışını eleştirecekti.

     Abdülmecit Efendi, imzasının üstünde Halife-i Müslimin ve Hadimülharemeyn sanının bulunmasını, Vahdettin hakkında bir şey yazmamayı, beyannamenin Türkçe’siyle birlikte Arapça’sının da olmasını istedi. Halife Cuma namazına giderken beyaz bir ata biniyor, Fatih Sultan Mehmet gibi giyinip, başına aynı biçimde sarık sarıyordu. İmzasını da “Halife Abdülmecit Bin Abdülaziz Han” diye atıyordu.

     Halifeyi âlet olarak kullananların ve inananların tutumları da endişe verici nitelikte idi. Bazı muha1îf milletvekilleri İstanbul’a gittiklerinde halifeyi ziyaret ediyorlardı: Yabancı elçiler de ilk önce halifeye gidiyorlardı. Bu gibi hareketler normal zamanlarda belki tehlike teşkil etmezdi. fakat henüz halifeliğe bağlılığın devam ettiği bir devirde anlam taşıyordu. Bir milletvekili yayınladığı bir broşürde “Halife Meclisin, Meclis Halifenindir.” fikrini ileri sürmekte idi. Bazı İstanbul gazetelerinde halifeliğin öneminden bahseden yazılar çıkıyordu. Bunların savundukları nokta şu idi: Türkiye fakirdir ve küçük bir devlettir. Onun bu küçüklüğünü örten hilâfettir. O halde bu tarihi makamın devam etmesi gereklidir. Bu kimseler hâlâ Müslüman dünyasının manevî şefi kalmamızdan büyük faydalar bekliyorlardı.

     Mecliste de halife taraftarlarıyla devrimcîler arasında tartışmalar oluyordu. Bütün bu olaylar ;halife hakkında bir an önce karar almayı gerektiriyordu. Fakat Mustafa Kemal’i halifeliğin kaldırılmasına yönelten en kuvvetli sebep, halife kaldığı sürece devrim yapılamayacağı düşüncesiydi. O sırada savaş oyunları sebebiyle İzmir’e giden Mustafa Kemal, beraberinde bulunan İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve Kâzım Paşa ile halifeliğin kaldırılmasını kararlaştırdı. Mustafa Kemal, Ankara’ya döndüğü zaman Mecliste bütçe görüşmeleri yapılıyordu. Abdülmecit Efendi hanedana verilen tahsisatın az olduğunu Meclise bildirmişti. Bu vesile ile halife hakkında yana ve karşı birçok konuşmalar oldu. Sonunda Büyük Millet Meclisi 3 Mart 1924 günü halifeliğin kaldırılmasına ve Osmanlı hanedanının memleket dışına çıkarılmasına karar verdi. 5 Mart 1924 sabahı Abdülmecit Efendi ailesiyle birlikte Türk topraklarından ayrıldı.

     Halifeliğin Kaldırılmasının Önemi:

     Millî direniş esnasında Halife ordularının verdiği zarar ve millete çektirdiği acı unutulmamıştı. Saltanatın kaldırılmasından sonra başka isimle aynı anlamda bir kuruluşun yerinde kalışı yeni rejimi tehdit eden büyük bir tehlike teşkil edebilirdi. Hilâfetin kaldırılmasıyla bu kuşku ortadan kalkmış oldu. O devirde Cumhuriyetin ilânından memnun olmayanlar, Halifelik kuruluşunu siyasal hırslarına araç olarak kullanma fırsatını bulamadılar. Türkiye, siyasal iktidarda, dinsel, nitelik taşıyan yarı teokratik vasfından biraz sıyrıldı. Tam anlamıyla layık bir devlet olabilmesi için aşılacak bazı engeller vardı. İlk Anayasanın layık olmayan hükümlerinin de kalkması gerekiyordu (Bak. sayfa 111). Dini siyasetten ayıran, devlet idaresinde dinsel ilke ve kuruluşları, devlet dışı tutan layık bir devlete doğru yöneldi. Mustafa Kemal in tasarladığı devrim hareketlerine engel olacak bir kuvvet yıkılmış oldu. Cumhuriyet Hükümeti için uygarlık yolunda ilerleme ufuklarının açılmış olması bakımından da Halifeliğin kaldırılması önemli bir olaydır.

     Son Halife Abdülmecit Efendinin Vatan Torakları Dışında Çıkarılması

     Hilâfetin ilgasını Abdülmecit Efendiye tebliğ eden İstanbul Valisi Haydar Bey bu hatırasını şöyle nakletmektedir :

     “Büyük Millet Meclisinin kararını Halife Abdülmecit Efendiye tebliğ etmek üzere gece yarısı Dolmabahçe Sarayına gittim. Gazetelerin neşriyatından ve kendi hususî istihbaratından halife ve hanedan zaten o gece böyle bir tebliğe muntazır imişler. Huzuruna girip kararı tebliğ ettiğim zaman kemali heyecanla dinledi ve tebligat bittikten sonra bir kelime söylemeden derhal salonu terk ederek yanındaki odaya çekildi. Gelinceye kadar büyük bir endişe ve helecan içinde geçti. Çünkü ne maksatla oraya çekildiğini bilmiyordum ve huzura yalnız olarak girmiştim. Emniyeti Umumiye ve İstanbul Polis Müdürleri dışarıda bekliyorlardı.

     Maksadını anlayamadığım için ilk aklıma gelen şey, kararı verenler hakkındaki gayzını benden çıkaracak ve kendisiyle hanedanın intikamını benden almak isteyecek zannettim ve kemali metanetle neticeye ve vazife uğrundaki mukadderatıma intizar ettim.

     Fakat bir de baktım elinde birtakım gazete kupürleri, telgraf ve tahrirat müsveddeleri olduğu. halde tekrar geldi ve yana yakıla kendisinin Kuvayi Millîyeye ifa etmiş olduğu hizmetleri sayıp dökmeğe başladı, bu evrakı da, şahit, vesika olarak gösteriyordu.

     Bu hali görünce ve tarzı müdafaayı dinleyince helecan ve hayretim zail oldu. Cevaben, bunların faydalı olmadığını, milletçe verilmiş bir kararın tatbikatının zarurî bulunduğunu, şehri terk için daha iki saat vakit olup bu müddet zarfında saraydan ne gibi şeyler istenirse birlikte götürülmesine milletçe müsaade edilmiş olduğunu… söyledim. Bunun üzerine çarnâçar hazırlanmağa başladılar.”

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Anti-Spam testi:

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Tanzimat Şiirinde Tema
hosting