KÜÇÜK REMZİ

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

KUÇUK REMZİ
Ara sıra akranları onu alıp seyre götürmek için uğraşmışlardı; fakat pek değişmiş olduğunu gördüler. Raziye'nin aklı fikri oğlunda kalarak dünya kendisine zehir olur, yanındakileri de merakıyla rahatsız ederdi. O zamandan sonra her ne yapsa mazur görülür, "meraklı taze" denilmekle her türlü özürler, her türlü sebepler söylenmiş, mesele hâlledilmiş olurdu. Ve merakı o dereceye gelmişti ki, babası bile artık kızmaya başlıyordu.

Genç kadın Remzi'nin hasta olmasından endişe ediyordu. Bunun için de terletmemeye cehdolunur, çocuk terlemediği hâlde bile ihtiyaten günde beş altı defa sırtına fanila sokulurdu. Sabahları kalktığı zaman vücudu nemli ise çamaşır değiştirilmek, değilse sadece bir havlu sokulmak uzun uzadıya bir iştir; artık her şey geri kalır, bütün işler yüzüstü bırakılır, ahretlikle beraber iki kadın çocuğun yanından ayrılmazlardı; o zaman valide hırçın, aksi olur, bir hiç onu çıldırtmak için elverirdi. Bu havlular o derece kızdırılır, çocuğun sırtına basılırdı ki, zavallı Remzi cıyak cıyak dakikalarca bağırırdı, odadan bir yere çıkmaması, kapının kapalı durması lâzım olduğundan şayet validenin bıkmayan tenbihine rağmen unutulur da kapı açık kalırsa inkisar yağardı ve bu ince, hırçın, daima haykıran ses, komşular için artık tacizi mucip olmayan bir âdet olmuştu.

Bütün bu tekayyütlere rağmen Remzi, her sene birkaç büyük hastalık geçirirdi. Kulak, diş, boğaz ilh. Ve o zaman valide gece gündüz ağlamaktan şişmiş gözleriyle yemeksiz, susuz, uykusuz kalır, böyle gizli, saatlerce ağlayışının sebebini soracak olanlara melul melul boynunu bükerek "Hiç, öyle!" derdi. Bütün dostlarının nasihatlerini, büyük anasının, pederinin ihramlarını kabul etmez, en ciddi şeyden bahsolunurken "Kız, kapıyı kapa!", "Remzi hapını yuttu mu?" ya da "Arkasına bez sok." gibi şeylerle lakırdıyı keser, muhatabını muğber ederdi (darıltmak); bunun için birçok dostlarını kırmış, babasına haftalarca dargın durmuştu.

Hastalık geçmedi; Raziye'nin yeniden ısrarlarına baba ve büyük anası mukavemet ederek hekim getirtmiyorlardı. Ve nihayet bir gece çocuk o kadar mustarip olur (üzülmek), valide o kadar ağlar, hepsi o kadar rahatsız olurlar ki, başka bir hekim getirirler; bu sefer gelen hekim doğrudan doğruya "Beni artık ne yapacaksınız, bu geçmiş efendim… Kuşpalazı…" der, Raziye bayılır, büyük ana doktoru rezil eder, kovar; peder, köşe başındaki eczaneye koşar, bir kıyamet, bir kıyamet ki… Fakat mümkün değil; bu mukaddermiş; Remzi iki gün sonra ölür.

Mehmet Rauf, "İhtizar" adlı kitabında yer alan "Küçük Remzi" hikâyesinde bir kadının, oğluna aşırı titizliğini gerçekçi bir gözlemle, yer yer abartmalara başvurarak anlatır. Annesini iki yaşında kaybeden Raziye, babasının elinde çok şımarık bir kız olarak yetişmiştir. Ancak evlenip de çocuğu olduktan sonra çok değişmiş, hele kocasının ölümünden sonra kendini tamamen çocuğunun bakımına vermiş, yaşamını çocuğuna adamış, bunu çılgınlık derecesine getirmişti.

Yazar, hikâyesinde bir konakta geçen yaşamı gözler önüne serer. Annenin aşırı titizliklerini, çocuğuna düşkünlüğünü, bütün yaşamını çocuğunun etrafında örgülemesini başarılı bir şekilde işler. Yazar, Raziye'yi karakteriyle, iç özellikleriyle anlatır, onu gözler önüne sermek için psikolojik çözümlemeler yapar.

Annesinin bin bir özen gösterdiği Remzi, kuşpalazı hastalığına yakalanarak ölür, geride üzüntülü, perişan, bir deri bir kemik anne kalır. Hayata küsen, yaşamın güzelliklerinden uzaklaşan, oğlunun ölümünü dünyanın sonu olarak algılayan bir anne…

Dönemine göre sade bir dili vardır öykünün. Çünkü o dönemde Türkçeyi en sade bir şekilde kullanan yazarlardandır Mehmet Rauf. O, aşırı süslü ifadelerden kaçınmıştır. Servet-i Fünûn'un diğer sanatçıları gibi Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalara

yer vermiş, Fransız cümle yapısının etkisiyle "ve" bağlacını cümle başında kullanmıştır.
kullanılır. Hikâyede tesadüflere çokça yer verilir. Hikâyede köle olarak satın alınan genç kız (Fitnat) ile erkeğin (Fatin) birbirlerine âşık olmaları, onları satın alan konak sahibi tarafından evlendirilmeleri, evlendikleri gece bu gençlerin kardeş olduklarını anlamaları ve intihar etmeleri anlatılır.

Yazar, öykünün akışını keserek okura bilgi verir, (Ey okur! Baktım ki yalnız Rînai ile Fatin değil, âlemde hiçbir şey hür olmuyor. Cünıfesi esir…) kendi düşüncelerini açıkça söyler. Yazar, öyküde karşılıklı konuşmalara yer vermiştir. Bunda meddah tarzının etkisi vardır. Ayrıca öyküde kişiler siliktir, ön planda değildir. Yani henüz realizmin etkisi yoktur öyküde. Yazar, kişileri bir araç olarak kullanarak daha çok, esaret konusu üzerine yoğunlaşmıştır. Bu da öykünün bir amaca yönelik olarak, öğretici bir şekilde yazıldığını göstermektedir.

Hikâye romantizmin etkisinde olması yazarın olayı konuşma diliyle yazması, anlatımın akışına müdahale etmesi toplumsal bir konuyu (kölelik) işlemesi gibi yönlerden Servet-i Fünûn hikâyelerinden ayrılır.

Hikâyede olay ön plandadır, kişiler silik kalmıştır. Servet-i Fünûn hikâyelerinde ise kişiler realist anlayışla, iç ve dış özellikleriyle, gerçekçi bir şekilde oluşturulur. Yazar, olayın akışına karışmaz okura bilgi vermez. Dil ve anlatıma önem verir.

O, hâli bir görümce, kaynana, bir teyze hanımın nazar-ı tak-dirinef kıymet biçme bakışı) arz-ı iftikar (ihtiyaç duymak) ederken ilk senelerde kendisine talip olup da istiharenin muvafık gelmemesine mebni (den dolayı) reddedilenlerin şimdi şüphesiz çocukları bile olmuştu.

Bunlar Seniha'yı o kadar nevmit etti (ümitsiz etmek), müstehzi (alaylı) kahve şapırtıları o kadar mahcup eyledi ki "Küçük hanımı rahatsız ettik…" müsaadesini beklemeden, giyip çıkardığı esvaplarla beraber eskimiş emelleriyle, bir daha bu neticesiz mahcubiyete arz-ı nefs etmemek azm-ı katisiyle gözyaşlarını tutmaya çalışarak, odadan fırladı.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
AD TAMLAMALARI