Nabizade Nazım

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Beşiktaş Askerî Rüştiyesi'nde okumuş, buradan yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur. Bir süre bu okulda matematik ve topografya dersleri vermiştir. Bu görevine devam ederken kemik veremi hastalığından dolayı Haydarpaşa Hastanesi'ne kaldırılmış, ancak hastalığın pençesinden kurtulamayarak çok genç yaşta vefat etmiştir.

Nabizade Nazım şiir, hikâye ve roman türünde dikkate değer eserler kaleme almıştır. V. Hugo, A. de Musset, A. Dumas, L. Büchner ve Chateaubriand gibi Batılı yazarlardan çeviriler yapmıştır.

Şiirde sadece bir amatör olarak kalmış olan sanatçı, hikâye ve roman alanında başarılı eserler vermiştir. Nabizade Nâzım, Tanzimat edebiyatının son yıllarında kendini göstermeye başlayan, realist ve natüralist eğilimin temsilcilerinden biridir. Özellikle Karabibik adlı eseri, Türk edebiyatında realist akımın ilk yerli örneği oiarak kabul edilmiştir. Ancak, o zamana kadar romantizmle beslenmiş ve ona alışmış olan hikâye ve roman okuyucusunun baskısı altında bulunduğu için yer yer romantizme kapılmaktan kurtulamamışsa da, Karabibik ve Zehra'da realizme çok yaklaşmıştır. Karabibik'in ön sözü, realizm ve natüralizmin küçük bir beyannamesi halindedir. Yazar, realizm ve natüralizmin esaslarını açıkladıktan sonra, bunlara bir örnek olarak da Karabibik'i yazdığını söyler. Gerçekten sanatçı, bu eser ile köy yaşamını gerçekçi bir şekilde yansıtmıştır. Kahramanı bir köylü olan ve olayı Antalya'nın bir köyünde geçen hikâye, köyün bütün hayatını tam bir realizmle yansıtır. Yazar, realiteye bağlılık düşüncesi ile köylülerin şivelerini de aynen vermiştir. Bu durumu ile Karabibik, Türk edebiyatındaki köy roman ve hikâye tarzının ilk örnekleri arasındadır.

Nâbîzâde Nazım'ın özelliklerinden biri de eserlerindeki bütün kahramanları kendi seviye ve yetiştikleri çevreye göre konuşturmasıdır.

sin içinde bir güzel çehre görür. Kafes de seyrekçe. İçindeki pekâla fark olunur. Talat Bey'in gözleri kamaşır. Bir daha bakayım derken, terazinin gürültüsü gözlerini beri tarafa celp eder.

Tütünü alır, giderken bir daha cumbaya bakar. Gördüğü şey evvelki defadan daha bir kat güzel görünür. Bîçare çocukcağızın o vakte kadar öyle bir güzel görüp sevdiği yoğidi. Böyle bir müptedinin (yeni yetmenin) gönlü ne kadar kolay müteessir olur malum ya. Talat, Bayezit'e doğru çıkar. Ama zihni oradan ayrılamaz. Tütüncünün cumbası hayalhanesinde tecessüm ettikçe (canlandıkça) eder. Kaleme gider, yine bu efkâr (düşünce) ile meşgul. Kalemden döner iken tütünü tükenmemiş idiyse de yine kırk paralık tütün alır, cumbaya bakar: Yine aynı şey. Evine gider, aklı yine onunla meşgul. Yatağa yatar, uyku yok. Bir düzü düşünür. Bir sevinir, bir keder eder. Kararı kalkar, bir yerde duramaz. Sabahla evinden çıkar, tütüncüye uğrar. Tütünü var iken bir daha tütün alır. Cumbanın keyfiyeti (vaziyeti) daima o. Nihayet birkaç gün böyle gider.

Bir gün Talat Bey ber-mutad (her zamanki gibi) tütün almaya gider. Tütüncü tütünü tartar iken Talat Bey yüzünü cumbaya çevirip bakakalmış idi. Hacı Baba tütünü hazırlar, Talat'ın önüne atar. "Buyur efendi" der. Ama kime söylersin? Herifin aklı başka yerde. Hacı Baba: "Ayol, alsana tütünü. Ne bakıyorsun? Şaşkın mısın, nesin? Tuhaf be!" diyerek çıkışmaya başlar. Talat mahcup olup tütünü alır, gider.

Metnin ana teması aşk ve toplumdaki yanlış anlayışlardır. Kızların eve kapatılması, düşünceleri alınmadan evlendirilmeleri ve bunun yol açtığı olumsuzluklardır. Bu tür yanlışlıklar toplumda yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam etmektedir. Bu yönüyle tema, sosyal hayatın yanlışlarını dile getirmek üzerine kurulmuştur. Bu yönüyle eser Tanzimat'ın roman anlayışını yansıtır.

Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı romandan alınan yukarıdaki metinde düz (kronolojik) olay örgüsü vardır. Düz olay örgüsünde, olaylar başlar, gelişir ve sonuçlanıncaya kadar devam eder.

Geçmişte yaşanan olaylara dönülmez. Ancak bazı konuşmalarla kişilerin geçmişine ait bilgiler verilir. Buraya aldığımız metinde de Hacı Baba'nın ve Fıtnat'ın geçmişine ait bilgiler tütüncü ile müşteriler arasındaki konuşmalarda verilmiş, Talat Bey onları dinleyerek bu bilgileri edinmiştir. Metnin bu olay örgüsü gerçeklikle birebir örtüşmektedir. Yani gerçeğe uymayacak bir durum yoktur. Ama olayların gelişiminde tesadüfler abartılı bir şekilde karşımıza çıkar.

Olay örgüsü içinde verilen bilgilere göre, gerek Hacı Baba'nın katı tutumu gerekse Fıtnat'ın eve kapatılmış olması Talat'ı derinden etkilemiştir. Metnin olay örgüsü okuyucuya bu duyguları hissettirmektedir ve durum dönemin anlayışını yansıtmaktadır.

Kişilerin olay örgüsünde ayrı ayrı işlevleri vardır. Anne, baba, âşık olan gençler, çarşı esnafı gibi kişilerin metinde kendilerine göre bir işlevi vardır. Bu kişiler o günün toplumu içinde yer alan, toplumda karşılaşılabilecek kişilerdir. Yani bu kişiler toplumun gerçeklerine ve sosyal şartlarına uygundur.

Romandan aldığımız bu metinde iki ayrı mekan vardır. Biri Hacı Baba'nın dükkanının ve evinin olduğu mekândır. Üstü ev olan bu dükkânın üstündeki cumba dükkândan görülür. Aynı şekilde cumbadan da dükkânın içi görülür. Talat ile Fıtnat birbirlerini bu şekilde görürler. Diğer mekan ise Talat'ın tütün aldığı bir başka tütüncü dükkanıdır. Romandan alınan bu metindeki mekanlar toplum içinde görülebilecek mekanlardır.

Hem olayın hem de mekanın gerçeklere uygunluğu, "mekan-kişi-olay" uyumunu sağlamaktadır.

Fıtnat'ın Hacı Baba tarafından sürekli evde tutulması, Ali Bey'le zorla evlendirilmesi gibi toplumdaki yanlış uygulamaları düşündüğümüzde metnin, yazıldığı dönemle sıkı bir ilişki içinde olduğunu, yani toplumsal gerçekleri yansıttığını söyleyebiliriz.

Fıtnat'ın eve kapatılması ve dışarıya çıkmasına izin verilmemesi, istemediği hâlde Ali Bey'le evlendirilmesi, tütüncü dükkanları, cumbalı evler, çarşaflı kadınlar, metindeki olayların geçtiği dönem için yerli ve mahalli olan öğelerdir.

Yazarın "Zehra" adlı romanı, psikolojik tahliller bakımından Namık Kemal'in İntibah'ı ile Servet-i Fünûn romanı arasında dikkate değer bir noktada durmaktadır. Yazar, asıl başarısını Zehra'da göstermiştir. Bu uzun hikâyedeki denemelerinden sonra romana geçen ve büyük bir gözlem ve araştırma gücüne sahip bulunan Nabizade Nazım, kıskançlık temasına oturtulmuş olan olayı ve olayların geçtiği çevreleri tam bir realizmle betimlemeyi başardığı gibi, karakterlerin betimlemesinde ve analizinde de aynı başarıya ulaşmıştır. Romandaki psikolojik analizler, hele kıskançlık psikolojisinin geliştirilmesi ve ayrıca bazı sosyal çevrelerin tanıtılması dikkate değer bir özenle yapılmıştır. Bu bakımdan Zehra, edebiyatımızda ilk psikolojik roman denemesi olarak da kabul edilebilir. Yalnız, devrin genel eğiliminden gelme bir alışkanlıkla, olayda entrika unsuruna fazla yer verilmiş ve sonuç çok trajik bir şekilde düzenlenmiştir. Her yönden modern bir roman anlayışına eriştiğini gösteren romancı, üslûp bakımından, Namık Kemal'in izindedir. Dilde de, Farsça ve Arapça kelimelerden ve tamlamalardan mümkün olduğu kadar uzaklaşarak, ortalama bir dil kurabilmiştir.

Gerek Karabibik, gerekse Zehra, sanatçının teorik fikirlerinin başarıyla uygulandığı eserlerdir. Nâbîzâde Nazım, Hasba'da roman ile hikâye arasındaki fark üzerinde de durmuş, bu iki türü tarif etmeye çalışmıştır.

Eserleri; Karabibik, Hikâyeler, Zehra, Hasba, Sevda, Hâlâ Güzel (hikâye ve roman), Heves Ettim (şiir)

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
İstiare