|
121
|
Edebiyat, Türkçe / Ders Notları / Genel Dilbilimde Son Eğilimler
|
: Haziran 22, 2008, 10:59:04 ÖÖ
|
|
Benveniste, bu yazıda dilbilimin son yıllarda yaptığı gelişmelere dikkat çekerek, birçok ülkenin dilbilim konusunda yayın ve dizilere sahip olduğunu belirtmektedir. Değişik ülkelerde yapılan dilbilim çalışmaları da kısaca bu bölümde verilmektedir. Yazarın vurguladığı nokta ise Saussure’ün “Dilbilimin tek gerçek konusu, kendi içinde ve kendisi için ele alınan dildir.” ilkesidir. Bu yazıda dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise dilimcilerde görülen ortak kaygılardır. Benveniste, bu kaygıları üç maddede toplamaktadır: 1. Dilbilimcinin görevi nedir ve dil adı altında neye ulaşılacak, neyi betimleyecektir? 2. Bu konu nasıl betimlenecektir? 3. Dili kullanan kişinin doğal izlenimi için olduğu kadar dilbilimci için de dilin işlevi “bir şey söylemektir.” Bu “bir şey” nedir ve nasıl belirlenebilir? Yazara göre bu sorunların dilbilimciler tarafından tartışılmaya başlanması, kalıplarının yıkıldığının bir göstergesidir.
Sedat BALYEMEZ
|
|
|
|
|
122
|
Edebiyat, Türkçe / Ders Notları / Dilbilimi Sorunları
|
: Haziran 22, 2008, 10:57:22 ÖÖ
|
|
Fransız dilbilimci Emile Benveniste’nin (1902-1976) orijinal adı “Problemes De Linguistique Generale” olan ve dilimize “Genel Dilbilim Sorunları” adıyla çevrilen eseri iki ciltten oluşmaktadır. Eldeki bu tanıtıma kaynaklık eden çeviri kitap, iki ciltten seçilen 19 yazıdan oluşmaktadır. Bu yazıların seçilmesinde bir bütünlük gözetilmeye çalışılmış, ancak yazıların özelliklerinden dolayı başarıya ulaşılmamıştır. Çünkü kitapta yer alan yazıların bir kısmı kongre, anma toplantısı vb. gibi özel amaçlı olan etkinliklerde yapılan konuşmaların metinlerinden oluşmaktadır. Ayrıca iki de röportaj yer almaktadır. Kısacası dilbilime yeni merak sarmış herhangi bir okuyucunun bu kitaptan dilbilim ve dilbilimin genel sorunları hakkında bir fikir edinmesi güç bir ihtimâldir. Benveniste, bu eserde genel olarak dilbilimin gelişimi, dilbilim alanındaki eğilimleri, dil göstergesini inceler. Yazarın düşüncesinin beslendiği ana kaynak ise Saussure’dür. Biz, bu çalışmada, yazarın “Genel Dilbilim Sorunları” adlı eserini kısaca tanıtmaya çalıştık. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu eser, yazarın değişik yazı ve konuşmalarından seçilen metinlerden oluşmaktadır. Kitapta genel bir bütünlük ve konu birliği bulunmadığından, tanıtımımızı, ilgili konu başlıkları altında yazarın genel düşüncesini ya da yazının genel içeriğini vererek yapma yoluna gittik. Dilbilime yabancı olmamız ve kitapta verilen örneklerin Fransızcaya ait olması, kitabı anlama ve anlatma noktasında bizi oldukça zorladı. Her şeye rağmen kitaptan dilbilim konusunda genel bilgiler edindiğimizi ve bu bilgileri, özetin özeti düzeyinde bu tanıtımda verdiğimizi söyleyebiliriz.
Sedat BALYEMEZ
|
|
|
|
|
123
|
Edebiyat, Türkçe / Ders Notları / TÜRKÇEDE HAYVAN İSİMLERİ
|
: Haziran 22, 2008, 10:53:41 ÖÖ
|
|
TÜRKÇEDE HAYVAN İSİMLERİ Bilinen tarihi 5000-7000 yıl geriye giden Türkçe’nin bazı kelimeleri zaman içinde bazı ses değişikliklerine uğramıştır. Bu durum bilimsel olarak son derece normaldir. Fakat bir kelime ne kadar fazla ses değişimine uğramış olursa olsun yine de o kelimeyi ilk dönemlerden itibaren takip edebileceğimiz bazı sesler muhafaza edilmiştir. Biz bu çalışmamızda dilimizdeki hayvan isimlerini konu aldık. Burada önce etimolojik sözlükler yardımıyla kelimenin etimolojik ve morfolojik yapısı üzerinde duracak, daha sonra ise tarihi dönemler içinde nasıl kullanıldığını anlamak için belli başlı eserlerde o kelimenin yazımını ve kullanımını inceleyeceğiz. Ayrıca ele aldığımız hayvan isimlerinin diğer lehçelerdeki durumunu da belirteceğiz.Bu kısa girişten sonra şimdi asıl konumuza geçebiliriz: Tavşan: Az.dovşan, Tkm.tovşan, Tar.toşkan, Yak.tabısxān. Es.Kıp.tawşan. Eski Türkçeden başlayarak kullanılmıştır(tavışgan.). Yaygın bir inanışa göre, Türkçe tabış-, tavış- kökünden “-gan” sıfat fiil eki türemiştir ki bu kök “koşmak, atlamak, sıçramak” anlamına gelmektedir.(Bang: Tùràn 1918,s. 298; Şçerbak: İRLTJa 136-137) DLT’de “tawış” duygu, kımıldanma olarak ifade edilmektedir. Tavşanın da aniden kımıldayıp hızla fırlayan bir hayvan olduğu düşünülürse bu gün kullandığımız tavşan kelimesinin gelişimini şu şekilde izah edebiliriz: Tabış-gan>tawış-gan>tavış-gan>tavış-an>tavşan. Anadolu ağızlarında bu kelimeye “davışan” şeklinde de rastlamaktayız. Kelime başı t-d değişikliği malumdur. Bu da bize yukarıdaki morfolojik açılımın doğruluğunu gösterir. Bugün kullandığımız “depreşmek, deprem” kelimeleri de kımıldamak, hareketlenmek anlamındadır. Dilimizde meydana gelen t-d, b-p, b-v değişikliklerinden hareketle bu iki kelimenin de DLT’de geçen “tawış” kelimesinden türediği söylenebilir. H.Eren Oğuzların tavşan, Kıpçakların ise koyan biçimini kullandıklarını söyler ki aynı kelime Codex’te koyan şeklinde geçer. Şimdi de bu kelimenin belli başlı eserlerde nasıl geçtiğine bakalım: Kiyik yiyü tabışġan yiyü olurur ertimiz. (OA 66/7) Tawışgan:Tawşan (DLT 1/512) Üze tavışgan yıl bişinç ayın, tüpüt tilintin uygur tilinge ewirtim.(AY. 30/7)
Gelür idi ţavşan elinden bayıķ Ki ţavşancıla egmeyeydi bıyık. (SN 3633) Uçardan ķaz tavuķ, yorırdan geyik ţavşan bu havluya ţoldurup Oğuz yigitlerine bunu dām itmiş –idi. (DKH 255/4) Türk dilinin önemli eserlerinden biri olan Kutadgu Bilig’de ise tavşan kelimesine rastlamıyoruz. Fakat bazı beyitlerde “acele etmek” anlamına gelen “tavra-k” kelimesi geçer. Bu kelime ile tavşanın aynı kökten türediği düşünülebilir: Teşi teg yimegil yime tavrakın Silig bolma artuk tişi teg sakın (Yerken obur gibi yeme ve acele etme. Fakat dişi gibi de nazlanma.) Kurt: Az. kurt, Tkm.gürt, Kzk.kurt, KKlp.kurt, Alt.Tel.Şor.Tar.kurt, Yuygr.kurut Diğer lehçelerde yumuşak vücutlu uzun gövdeli böcek anlamında iken Oğuzlarda “yırtıcı hayvan” anlamında kullanılmıştır. Bugün de hem yırtıcı hayvan hem de yumuşak vücutlu böcek (elma kurdu) anlamında kullanılmaktadır. Türkler arasında başlangıçta kurda “böri” denilmektedir. Bu kelimenin etimolojisi üzerinde herhangi bir görüş ileri sürülmüş değildir. Eserlerde ise şu şekillerde geçer: Kurt: Solucan soyundan hayvanlar. Oğuzlar böriye kurt derler. (DLT C.1 342/16) Kamuġ nengi kördüm öz ügrün yorır. Kişi yılķı ķuş kurt öz ügrin bilir. (Nereye baktımsa her mahlukun kendi cinsi ile gezdiğini gördüm. İnsan, hayvan, kurt, kuş kendi cinsini bilir. KB 4196) Tevşilür::yiring bolup emişip....kurt (AY 366/16) Sıntın::açkız kurt konguz ig kege (AY 332/4) Etleri çüridi taqı on ming gurt teninde peyda boldı erse bu iblis şeher halkınġa aydı. (NF 331/2) Köngli açılsun, tėp alıp sahraga çıgtılar. Taqı Yûsufnı böri yidi tep keldiler. (NF 1112/10) Yaz u kış yabānlarda ķoyun u ķurt Tutarlar idi bir aracuhda yurt. (SN 4534) Semüz ķoyun aruķ toķlı bayurda kalsa kurt gelüp yime-idi. (DKH 57/3) Görüldüğü gibi Oğuz eserlerinde “kurt” yabanî hayvan anlamında kullanılmaktadır. Koyun: Tkm.goyun, Blk.koy, Nog.koy, Krg.koy, KKlp.koy, Hak.xoy, Tuv.xoy, Tat.koy Eski Türkçe’den itibaren kullanılmıştır (kon). Orta Türkçe döneminde koy şeklinde kullanılmıştır. H.Eren’e göre bugün kullandığımız koyun kelimesi –(u)n küçültme ekiyle yapılmış bir türevdir. Pedersen bu kelimenin Ermenice xoy’dan geldiğini söylemiştir. Moğolcada görülen qonin biçimi ise eski bir Türk kalma bir alıntıdır Eren’e göre. Tengri küç birtük üçün ķangım ķaġan böri teg ermiş, yaġısı ķony teg ermiş. (OA 12/7) Bundan başka türkler koyuna koy, argular kon der. (DLT C1 31/22) Koy ärdi: Koyunlar başıboş halde yayılmak için çıktı. (DLT C1 173/3) Budun ķoy sanı albegi ķoyçısı Baġrsaķ kerek ķoyka koy kütçisi (Halk koyun gibidir. Bey onun çobanıdır. Çoban koyunlara dikkatli olmalıdır. KB 1412) İlin iti tüzdi bayudı bodun Böri ķoy bile suvladı ol odün (Böylece hükümdar memleketini düzenledi. Halkı zenginleşti. Kurt ile kuzu aynı yerden su içti. KB 449) ....tılgagınta ud koyn tonguz kaz ödirek takıguda ulatı. (AY 4/11-12) ...tegdükte koyunıntın bir kagda...(AY 6/8) yemä kördi ämäri tınlıglar yunt ud çoqar qoy lazgın ulatı tınlıglar ölürür(İKP) goynı boġuzladı taqı bişürdi. (NF 254/1) aydı:munça malnı neteg berürsiz Bu bizke bir goy boġuzladı, muna ekki goy bahası bersek yetmezmü.(NF 254/4) Yaz u kış yabānlarda ķoyun u ķurt Tutarlar idi bir aracuhda yurt. (SN 4534) Kara kiçe altına döşediler ķara ķoyun yahnısından öŋine getürdiler.(DKH 11/11) tişi koy:ana koyun, koy sürükü: koyun derisi (KLS) Eşek: Tkm.eşek, Blk.eşek, Nog.eşek, Krg.eşek,Kzk.esäk, Şor eştek, Çuv.aşak, ÖzbA eşak Eski Türkçe’den itibaren kullanılır(eşgek). Orta Türkçe döneminde ise eşgek, eşyek olarak geçer. Kökeni hususunda dil bilimcileri tarafından değişik görüşler ileri sürülmüştür. Doerfer (TMEN 486) eşek sözünün büyük bir olasılıkla Türkçe bir türev olduğunu dile geitrmiştir, Bang’ın açıkladığı gibi eş sözünün –gek, -ek küçültme eki ile yapıldığını yazmıştır (UAJb 40: 246). Clauson da aynı görüştedir. (TAYB 1966). Gabain ise iş, eş kökünden –kek ekiyle yapıldığını bildirmiştir (AG 62/59) H.Eren, hazırladığı etimolojik sözlükte yukarıda sıraladığımız görüşleri belirtmekle yatinmiş bu kelimenin etimolojisi hakkında herhangi bir görüş ileri sürmemiştir. Eşek kelimesinin belli başlı eserlerde kullanımına gelince: Eşyek: Eşek. Eşgek de denir. Y harfi ile söylemek daha fasihtir. (DLT C1 114/6) Togar eşyek üze artıldı: dağarcık eşeğin üzerine atıldı. (DLT C1 311/13) Andaġ kelür kim Süleymān Peyġambar asnıng matbahında her kün tört ming eşek yüki buġday hurc bolur erdi.(NF 211/1) Eder: taqı yügeni aruġluġ qatırdın kiçiġrek eşekdin uluġraq yüzi ādami yüzi mengizlig gudgurı tagı tuynagı inek gudrugınga ve taġı tuynaglarınga mengzer.(NF 53/2) Kara eşek başına uyan ursan ķatır olmaz, ķaravaşa ton geyürsen ķadın olmaz. (DKH 3/6) Sevinür cühud işidicek döşek Sanurdı at arpa yiye ol eşek (SN 3342)
Katır: Az.gatır, Tkm.gatır, Nog.katır. Tat.kaçir, KKAlp.kaşır, Kzk.kaşır. Krz.kaçır, Özb.xaçir H.Eren bu kelimenin bu kelimenin Türkçe kat- kökünden türediği yolundaki görüşlerin düşündürücü olduğunu söyler. Bu kelimenin Türkçe’den Moğolca’ya qaçir şeklinde geçtiğini söyleyen Eren, Türkçe’deki t’lerin i ünlüsü ile birleşince ç’ye dönmesini kuralını hatırlatır ve bu geçişin doğru olduğunu belirtir. Yine bazı çağdaş diyalektlerde kelimenin qaçir şeklinde geçmesi bu durumun kanıtıdır. Diğer dilcilerin de bu görüşlerde olduğunu vurgulayan H. Eren sadece isim zikretmekle yetinmiştir. Bu isimler: Şçerbak: İRLTja 95; Ligeti:AOH 19; Rasanen: V 242a; Clauson: ED 604 a. Katır kelimesinin edebi eserlerimizde nasıl kullanıldığına bakmak istersek göreceğimiz tablo şudur: Katır (DLT C1 364/10) Katırlıġ, Katırlıġ er: katır sahibi kişi (DLT C3 302/19) Tirldi tümen ming tolu köp titir Yazıda ķalın yond aķurda ķatır. (Binlerce seçme dişi deve, ovada kalabalık at srürüleri ve akında katırlar toplanmıştır. KB 5370) Peyġambarga bir aq qatır birle ıda berip turur edi. (NF 82/12) Tagı safa ve merve arasında qatır minip tekebbür birle yörigen kişige ohşattım taqı aydım. (NF 374/4) Cühüd gördi gügercin öpüşin Hiç anlamadı ķatırın depişin. (SN 3306) Attan inip tacir tonın geydiler. Bazirgan suretinde ķatır çektiler. (DKH 283/13) Erün ağırın yiynüsin at bilür. Ağır yükler zahmetin ķatır bilür. (DKH 5/6) Yukarıdaki örneklere dikkat edersek atın binek hayvanı olarak, katırın ise daha çok yük hayvanı olarak kullanıldığını görürüz. Ayı: Tkm.ayı, Blk.ayıw, Nog.ayuv, KKlpk.ayıw, TatK.ayû, Özb.åyig, Krg.ayû, Hak.azığ, Tuv.adığ Kökeni hakkında kesin bir görüş ileri sürülmüş değildir. K.Mahmut’a göre Oğuzlar, Kıpçaklar, Yağmalar ayığ biçimini kullanırlar. H. Eren’e göre Sibirya Türkleri, özellikle Yakutlar ayıya karşı özel bir saygı duymuşlardır. Bu saygı dolayısıyla Türkler arasında bir takım söz yasakları meydana gelmiştir. Bu yasaklar sonunda da birçok ad unutulmuş, bunların yerini yeni birtakım kavramlar almıştır. Yine Kaşgarlı Mahmut’un tanıklığına göre, Kıpçaklar ayığ adını kullandıkları gibi, ayıya apa adını da veriyorlardı. Bu kelime ise lehçelerde “ata, ana, büyük kardeş” gibi saygı taşıyan anlamlarda kullanılmaktadır. Awçı neçe al bilse adhığ ança yol bilir. (DLT C1 63/11) Böri tilkü arslan adıġ ya tonguz Seningdin ķutulmaz ölür avda tüz. (Kurt,tilki arslan, ay, veya domuz hçibiri senin elinden kurtulamaz. Hepsini de avlar, öldürürsün. KB 5376) Ķayalar dibinde yügürürdi çoh Şol ayu bigi kim yimiş ola oh. (SN 4068)
Tilki: Tkm.tilki, Nog.Tülki, Blk.Tülkü, Özb.Tulki, KKlp.tülki, Kzk.tülki, Krg.tülkü, Bşk.tölkö, TatK.tölkö, Şor tülkü, Hak.tülgü, Tuv.gilgi, Çuv.tilé Görüldüğü gibi bütün lehçelerde kullanımı neredeyse aynıdır. Sadece Yakutça’da sasıl biçiminde kullanılmıştır. Bir görüşe göre eski Türkçe tük(tüg, tüy) kökünden –li, lü yapım ekiyle türemiştir. H.Eren bu görüşe karşı çıkarve bugün kullandığımız “-lı,-lü” ekinin eskiden “-lıg, -lüg” olduğunu söyler. Diğer birçok kelimde olduğu gibi H. Eren burada da herhangi bir görüş ileri sürmez. Fakat ek sonlarındaki g’nin düşmesi gayet doğaldır. Tilki ise tüylü bir havyandır. Bu kelime tüġlüġ<tüğlüğ<tüylüy<tüylü şeklinde türemiş olabilir. Metinlerdeki kullanımına gelince: Tilkü öz inge ürse udhuz bolur: tilki kendi yuvasını hor görse uyuz olur.(DLT C1 54/24) Taygan yügürgenni tilkü sewmes:tazı yürüyüşünü tilki sevmez.(DLT C2 15/23) Yana alçı bolsa ķızıl tilkü teg Titir buġrası teg kör öç sürse keg. (Aynı zamanda kırmızı tilki gibi hilekar olmalı, deve aygırı gibi kin ve öç gütmelidir. KB 2312) İrbiz tilkü korsak yuy kara kuş ulatı et yideçi kan içdeçi tınlıglar barmış. (AY 599/16) Tilküning aşı erser yalanguz yintem isig et kan erür.(AY 610/15) Gerek dilkü bigi çevüklik idem Azıdam bu iti vü öte gidem. (SN 3269)
Kısaltmalar AG: Altürkische Grammatik AY: Altun Yaruk DKH: Dede Korkut Hikayeleri DLT: Divanü Lûgat-it Türk İKP:İyi ve Kötü Prens Öyküsü KB: Kutadgu Bilig SN: Süheyl ü Nevbahar OA: Orhun Abideleri UAJb: Ural - Altaische Jahrbücher AOH: Acta Orientala Academia Scientiarum Hungaricae
Sedat BALYEMEZ
|
|
|
|
|
124
|
Edebiyat, Türkçe / Ders Notları / UYGUR METİNLERİ VE BU METİNLER ÜZERİNDE ÇALIŞANLAR
|
: Haziran 21, 2008, 01:44:29 ÖÖ
|
|
UYGUR METİNLERİ VE BU METİNLER ÜZERİNDE ÇALIŞANLAR 1. Uygur metinleriyle ilgili ilk yayınlar Rusya ve Almanya’da başladı. 2. Radloff, 1899’da, Klementz’in 1898’de Turfan’dan getirdiği metinleri neşretti. 3. Radloff, 1909’da Alttürkische Studien’i başlattı. bu seri 1912’ye kadar devam eder ve 6 kitaptan oluşur. 4. Radloff ve Malov tarafından 1913-1916 yıllarında Altun Yaruk neşredilir. Bu eser Malov tarafından bulunmuştur. 5. Radloff, 1923’te Uygurca hukuk vesikalarını neşretti. 6. F.W.K. Müler 1908’de Uigurica serisi dört cilt tuttu ve 4. cildi 1931’de Gabain tarafından tamamlandı. 7. A.Von Le Coq, 1911’de Türkische Manichaica dus Chotscho (Hoço’dan Türkçe Mani Metinleri) seri başlattı. Üç ciltlik bu seri maniheist Uygur metinlerini içine alır ve 1922’ye kadar sürdü. 8. V. Thomsen, Stein tarafından bulunan Irk Bitig’i 1912’de yayınladı. 9. P.Pelliot, kendi bulduğu “Kalyanam Kara ve Papam Kara” adlı eseri 1914’te neşretti. 10. Toru Haneda, 1915’te Japonya’da Sekiz Yükmek’i neşretti. 11. Bang ve Gabain tarafından “Tukische Turfantexe” serisi başlatıldı. Bu serinin ilk beş kitabı 1929-1931 arasında çıkarıldı. Beşini ciltten sonra ekibe R.R.Arat katıldı. 6. kitap bu üçlü tarafından çıkarıldı. Sekiz Yükmek’in en iyi işlenmiş şekli bu 6. kitapta yer almaktadır. 7. kitap 1936’da Arat tarafından çıkarıldı. İkinci dünya savaşından sonra Gabain seriyi tek başına devam ettirdi. 9. cilt Gabain ve W.Winter tarafından hazırlandı. 12. 1908-1938 yılların arasında Uygur metinleri üzerinde birçok çalışma yapıldı. yukarıdaki bu çalışmaların yanında Bang, Le Coq, Gabain, Radloff, Arat gibi araştırmacılar birçok küçük parçayı kitapçıklar ve makaleler hâlinde yayınladılar. 13. Huastuanift adlı eser 1090’da Radloff, 1911’de Le Coq, 1923’te Bang tarafından yayınlandı. 14. Gabain 1935 ve 1938’de Çin seyyahı Hüen Tsangın Biyografisi’nin Uygurca tercümelerinden bazı bölümleri yayınladı. 15. Gabain, Uygur ve köktürk metinlerinin ilk grameri olan “Alttürkische Grammatik” i 1941’de yayınlar. 16. Gabain ve H. Scheel, tarafından Maitrismitin ;Berlin’deki yazmaları 1957’de neşredilir. 17. Gabain, Fundemanta’nın ikinci cildinde İslamiyetten önceki Türk edebiyatını değerlendiren bir yazı yazmıştır. 18. A.Caferoğlu 1934’te Uygur metinlere ait ilk sözlüğü yayınladı. Aynı sözlüğü iki katı genişleterek 1968’de tekrar yayınlar. 19. İkinci Dünya Savaşı ile birlikte Avrupa’daki çalışmalar durur, madenlerde saklanan bazı metinler kaybolur. Bu sırada Türkiye’de canlı bir tercüme hareketi başlar. 20. 1936’da, Bang ve R.Arat’ın Oğuz Kağan Destanı Türkçe’ye çevrilir. 21. Fuat Köseraif, 1936’da Manichaica dizisinin ilk cildini Türkçe Mani Elyazıları adıyla neşreder. 22. H.Namık Orkun, Irk Bitig’i Eski Türk Yazıtları II içinde neşreder. Aynı yıl PKKPK hikasinin Pelliot neşrini bazı görüşlerini de ilave ederek tercüme eder. 23. S. Himra, 1941’de Haustuanift’i; 1945’te Çeştani Bey Hikayesi’ni; 1946’da Uygurca Üç Hikâye’yi neşreder. 24. S. Çağatay, Aç Pars hikâyesinin de içinde bulunduğu “Altun Yaruktan İki Parça”yı neşreder. 25. Ş. Tekin, 1960’ta Erzurum’da Kuanşi İm Pusar (Ses İşiten İlah)ı neşreder. 26. Ş. Tekin, 1970’te New York’ta ağabeydarim Koşavardi Şastr adlı Uygur metnini tıpkıbasım olarak neşreder. 27. Ş. Tekin, 1976’da Ankara’da Maitrisimit’i yayınladı. 28. Ş. Tekin, Türk Kültürü Araştırmaları (1969)nda “Uygur Edebiyatının Meseleleri” adlı bir çalışma yayınladı. 29. R.Rahmeti Arat 1965’te Uygur şiirlerini Eski Türk Şiiri adıyla yayınladı. 30. 1970’te Georg Hazai ve Peter Zieme tarafından Uygur metinleri neşri canlı şekilde devam eder. Bu dizinin 3. cildi S. Tezcan tarafından, 9. cildi Ş. Tekin tarafından yayınlanır. 31. S. Tezcan, 1975 yılında Hüen Tsangın biyografisinin 10. bölümünü doçentlik tezi olarak işledi. 32. S.Tezcan’ın “Bilim, Kültür ve Öğrenim Dili Olarak Türkçe” adlı kitapta yer alan “En Eski Türk Dili ve Yazını” adlı makalesi devrin eserlerini konularına göre sınıflamış ve geniş bir bibliyografya vermiştir. 33. Hamilton, 1971’de PKKPK hikayesini neşreder. 34. Hazai, Berliner Turfantexe dizisini başlattı. 35. 1969’da Leningrad’da bir heyet tarafından Drevnetyurkskiy Slovar hazırlanır. 36. Klaus Röhborn, tarafından 1977’de Uygur Sözlüğü fasiküller halinde çıkarılmaya başlanır. Bu sözlükte, Uygur Türkçesi devresine ait bütün metinler sistematik olara taranarak oluşturuldu. (Uigurisches Wörterbuch) 37. Ş. Tekin, O.F.Sertkaya, S.Tezcan tarafından Bellete, Türk kültürü Araştırmaları ve Türkiyat Mecmualarında çeşitli makaleler yayınlanır. 38. L.Yu.Tuguşeva, 1970-1973 yılları arasında çıkan makalelerinde eski Uygur şiirinin meseleleri üzerinde durmuştur.
|
|
|
|
|
125
|
Edebiyat, Türkçe / Ders Notları / UYGUR METİNLERİ
|
: Haziran 21, 2008, 01:43:54 ÖÖ
|
|
UYGUR METİNLERİ Manici Çevreye Ait Metinler 1. Irk Bitig: Tahmini olarak 930 yılında Köktürk harfleriyle kaleme alınmıştır. Mani muhitinde yazılmış önemli bir metindir. Her biri ayrı bir fal olarak yorumlanan 65 paragraftan meydana gelmiştir. Eserde çeşitli çeşitli adetler, inanışlar ve masal unsurları da yer almakta, günlük dilin kelimeleri de bolca kullanılmaktadır. V. Thomsen, Stein tarafından bulunan Irk Bitig’i 1912’de yayınladı. H.Namık Orkun, Irk Bitig’i Eski Türk Yazıtları II içinde neşreder. 2. Huastuanift: Mani dinine ait uzunca bir tövbe duasıdır. Maniciliğe ait birçok kavramı içermesi bakımından önemlidir. Eserde şartlı birleşik cümleler çok sık kullanılmaktadır. Huastuanift adlı eser 1090’da Radloff, 1911’de Le Coq, 1923’te Bang tarafından yayınlandı. S. Himra, 1941’de Haustuanift’i; 1945’te Çeştani Bey Hikayesi’ni; 1946’da Uygurca Üç Hikâye’yi neşreder. 3. İki Yıltız Nom: Manihaizm felsefesi ile ilgili bir eserdir. Burkancı Çevreye Ait Metinler 1. Altun Yaruk: Altın Işık mamasına gelir. Beş Balık’lı Şıngku Seti Tutung tarafından Çinceden Uygurcaya çevrilmiştir. Tercümeden çok bir adaptasyon metin niteliğindedir. İçinde yer yer lirik bir eda taşıyan ve ağıtları andıran şiirler vardır. 10.yy’ın ilk yarısında yazıldığı tahmin edilmektedir. 17. yy’da istinsah edilmiştir. Bu eser daha çok Burkancılığın esaslarını, felsefesini ve Buda’nın menakıpnamelerini anlatır. Radloff ve Malov tarafından 1913-1916 yıllarında Altun Yaruk neşredilir. Bu eser Malov tarafından bulunmuştur. S. Çağatay, Aç Pars hikâyesinin de içinde bulunduğu “Altun Yaruktan İki Parça”yı neşreder. 2. Sekiz Yükmek: Sekiz yığın mamasına gelir. Dini bir eserdir. Çinceden çevrilen eser, Burkancılığa ait dini, ahlaki inanışlarla bazı bilgileri ihtiva eder. Kısa cümleleri, açık ve samimi ifadesi, zengin kelime hazinesi ile dikkate değer bir üslubu vardır. Toru Haneda, 1915’te Japonya’da Sekiz Yükmek’i neşretti. Bang ve Gabain tarafından “Tukische Turfantexe” serisi başlatıldı. Bu serinin ilk beş kitabı 1929-1931 arasında çıkarıldı. Beşini ciltten sonra ekibe R.R.Arat katıldı. 6. kitap bu üçlü tarafından çıkarıldı. Sekiz Yükmek’in en iyi işlenmiş şekli bu 6. kitapta yer almaktadır. 3. Kuanşi İm Pusar: Ses İşiten İlah anlamındadır. Eserin konusu Kuanşi İm adlı bir Burkan aydının canlı varlıkların sıkışık anlarında Hızır gibi yetişerek onlara yardım etmesi ve Nirvana yolunu göstermesidir. Çinceden çevrilen eserin nerede ve kim tarafından tercüme edildiği bilinmemektedir. Ş. Tekin, 1960’ta Erzurum’da Kuanşi İm Pusar (Ses İşiten İlah)ı neşreder. 4. İnsadi Sudur: S Tezcan tarafından işlenmiştir. Rahiplerin karşılıklı olarak birbirlerine günahlarını anlatma töreni ile ilgilidir. 5. Yitiken Sudur: 1328’de çinceden çevrilmiştir. Büyü ile ilgili bir metindir. Eser üzerinde S. Tezcan çalışlmıştır. 6. Kşanti Kılguluk Nom Bitig: Bir günah çıkarma kitabıdır. Eser üzerinde Sema Barutçu çalışmıştır. 7. Edgi Ögli Tigin İle Ayıg Ögli Tigin: Kansu vilayetindeki bin Buda mağaralarında bulunud. 10. yy’da Çinceden Uygurcaya çevrilmiştir. P.Pelliot, kendi bulduğu “Kalyanam Kara ve Papam Kara” adlı eseri 1914’te neşretti. Hamilton, 1971’de PKKPK hikayesini neşreder. HN. Orkun, PKKPK hikasinin Pelliot neşrini bazı görüşlerini de ilave ederek tercüme eder. 8. Şehzade ile Aç Pars Hikayesi: altun Yaruk içinde bulunan bir eserdir. Bu hikayede açlıktan ölmek üzre olan bir parsı kurtarmaya çalışan şehzadenin öyküsü anlatılır. 9. Dantipali Beğ Hikayesi: Altun Yaruk içinde bulunan bir hikayedir. 10. Çaştani Beğ Hikayesi: altun Yaruk içinde bulunan bir eserdir. Ülkesinde yaşayan insanlara hastalık ve bela getiren şeytanlarla mücadele eden bir insanın hikayesini anlatır. Toharcadan çevrilmiştir. S. Himra, 1941’de Haustuanift’i; 1945’te Çeştani Bey Hikayesi’ni; 1946’da Uygurca Üç Hikâye’yi neşreder. 11. Maytrisimit: Bu eserde Maitreye Burkanın menakıpnameleri anlatılır. Eser, ülüş adı verilen bölümlerden meydana gelir. Gerek Gabain, grekse de Şinasi Tekin, eserin bir sahne eseri olduğunu ve muhtemelen sahnelendiğini söylerler. Gabain ve H. Scheel, tarafından Maitrismitin ;Berlin’deki yazmaları 1957’de neşredilir. Ş. Tekin, 1976’da Ankara’da Maitrisimit’i yayınladı. 12. Hüen-Tsang’ın Biyografisi: Küentso adlı Çinli bir Burkan rahibinin 630-645 yılları arasında Türkistan üzerinden Hindistan’a yaptığı seyahati ve Çindeki hayatını anlatan bir seyahatname ve biyografidir. Şınku Şeli Tutung tarafından 10.yy’ın birinci yarısında Uygurcaya çevrilmiştir. 7. asırdaki Türk ülkeleri hakkında bilgi verdiği için önemli bir eserdir. Gabain 1935 ve 1938’de Çin seyyahı Hüen Tsangın Biyografisi’nin Uygurca tercümelerinden bazı bölümleri yayınladı. S. Tezcan, 1975 yılında Hüen Tsangın biyografisinin 10. bölümünü doçentlik tezi olarak işledi.
|
|
|
|
|
126
|
Sınavlar / Nedir / Candomble
|
: Haziran 20, 2008, 12:53:04 ÖS
|
|
Candomble: Brezilya yerlilerinde kutlanan, danslar ve tamburla söylenen şarkılarla birlikte yapılan tören. Bazı yazarlar bu törenin zenci kökünden gelmekle birlikte Hıristiyanlığın tesirinde kaldığını söylüyorlar. Dar bir anlamda Candomble Afrika köklü Brezilya büyük bayramlarını gösteriyor (Leenhardt, Candomble).
|
|
|
|
|
127
|
Sınavlar / Nedir / Cami (m o s q u e e)
|
: Haziran 20, 2008, 12:52:35 ÖS
|
|
Cami (m o s q u e e): İslâm dininde müminlerin ibadet için toplandıkları bina. Fakat Cami' yalnızca ibadet yeri değildir. Orası aynı zamanda halka açık dersler demek olan vaaz yeri, medreselerin kurulmasından önce bütün ilimlerin okutulduğu orta ve yüksek öğretim yeri, hatta mahkeme görevini görürdü. "Cami" kelimesinin anlamı olan "toplayıcı" sözü de onun bu geniş toplum görevini gösterir. Cemaat, cum'a kelimeleri de aynı kökten toplananlar ve toplantı günü demektir.
|
|
|
|
|
128
|
Dersler / İlkçağ Medeniyetleri / Mısır Medeniyeti
|
: Haziran 13, 2008, 10:19:34 ÖS
|
|
Mısır Medeniyeti, Afrikanın kuzeyinde Nil Nehri ve çevresinde kurulmuştur. Mısırın etrafının çöl ve denizlerle kaplı olması, başka uygarlıklarla etkileşiminin daha az olmasına neden olmuştur. Bu nedenle Mısırlılar, kendine has bir uygarlıktır.
Daha önceleri "nom" denilen şehir devletleri varken, M.Ö. 4,000'li yıllarda Kral Menes'in iktidar olmasıyla merkezi krallık haline gelmiştir. Kral Menes'le firavunlar dönemi başlar. Mısır krallarına "firavun" adı verilirdi. Firavunlar, siyasi ve dini otoriteyi kendilerinde toplamışlardı. Kendilerini deTanrı olarak göstermişlerdi.
Mısır'daki tanrı kral anlayışı, Mezopotamya'da ise rahip kral anlayışının egemen oluşu, hem Mısır hem de Mezopotamya'da laik olmayan yönetim anlayışını yansıtmaktadır. Dinleri çok tanrılıdır. Tanrılarını, insan veya hayvan biçiminde betimlemişlerdir.
Firavunlar için piramitler yapmışlar, ölülerini mumyalamışlardır. Bu durum, öldükten sonra dirilme inancının olduğunu göstermektedir. Halk mezarlarına ise labirent denilirdi.
M.Ö. 525'te Persler ve M.Ö.333'te de Büyük İskender tarafından işgal edilmiştir. Büyük İskender'in istilası ile Yunan ve Mısır Medeniyetleri birbirini etkilemişlerdir. M.Ö.1,280'de Hititlerle Kadeş Antlaşması'nı imzaladılar.
Kendilerine has hiyeroglif yazısını kullanmışlardır. Yazılarını "papirüs" denilen bitki yapraklarına yazmışlardır. Eczacılık, kimya ve tıpta gelişmişlerdir. Matematikte "pi" sayısını bulmuşlar ve astronomide oldukça ileri gitmişlerdir
Rasathaneler kurmuşlar ve Nil Nehri'nin taşma sürelerini hesaplamışlardı. Güneş yılı esasına dayalı ilk takvimi Mısırlılar yapmışlardır. Romalılar, Mısır'dan aldıkları bu takvimi geliştirerek bugün kullandığımız Miladi takvimi meydana getirdiler. Mısır ekonomisi tarım, ticaret ve madenciliğe dayanıyordu.
|
|
|
|
|
129
|
Dersler / İlkçağ Medeniyetleri / Bizans Medeniyeti
|
: Haziran 13, 2008, 10:18:35 ÖS
|
|
Bizans Medeniyeti
İmparator
Bizans'ın imparatorluk kavramı Roma ve Helen kaynaklıdır. Tanrı-imparator anlayışı ve uygulaması Hıristiyanlaşmış haliyle karşımıza çıkmaktadır. İmparator, Tanrı iradesiyle gönderilmiş bir kişidir. Tanrı'nın seçilmiş kuludur ve onun himayesinde hüküm sürmektedir. Kilise ve imparator bir bütündür ve imparator kimsenin sorgulayamayacağı ve buna cüret edemeyeceği son derece önemli bir şahıstır.
Bu özellikler taşıyan kişinin başında olduğu imparatorluk da, tüm devletlerin, kavimlerin içinde olduğu ortaçağ hiyerarşisinin tepesinde bulunmaktadır. Törenler hipodromda yapılır ancak hükümdarlık ünvanının verilişinin en önemli aşaması, taç giyme, Ayasofya'da gerçekleşirdi. Patrik yeni hükümdara tacını giydirir ve hükümdar kendini " Tanrı'nın sevgili ve yeryüzündeki vekili" olarak tanıtırdı.
Hukuk
İmparator, adalet örgütünün başıydı. 14.yüzyılın başlarına kadar en yüksek mahkeme imparatorun başkanlık ettiği mahkemeydi. Üyeleri yüksek memurlardan seçilirdi. Ağır suçlar burada görüşülür ve karara bağlanırdı. Bu yüksek mahkemenin dışında, yüksek daire başkanlarının yönettikleri mahkemeler ve ayrıca kentlerde birçok ilk mahkemeler bulunmaktaydı.
Ordu
Bizans ordusu kara ve deniz kuvvetlerinden meydana geliyordu. İmparatorluğun kurulduğu dönemde kara ordusu iyi örgütlenmiş ve iyi eğitim görmüştü. Kara ordusu sınırlarda oturan birliklerle merkezde bulunan ve her cepheye gönderilen esas kuvvetlerden oluşurdu. 7. yüzyılda ordu ordu örgütünde önemli değişiklikler oldu.
Thema sistemi ile eyaletlerdeki askeri birlikler yeni bir sisteme bağlandı. Strategos, aynı zamanda themasının askeri birliklerinin komutanıydı. Kara ordusu piyade ve süvari olmak üzere iki kola ayrılmıştı. Silah olarak kılıç, kalkan, mızrak, zırh ve çeşitli savaş baltaları, mancınıklar kullanılıyordu. Bizans İmparatorluğu kurulduğu zaman düzenli bir donanması olmadığı gibi 7. yüzyıla kadar Bizans'ın denizlerde kuvvetli bir düşmanı da yoktu. Fakat Müslüman donanmasının kurulmasından ve Bizans'a karşı ilk başarıları kazanmasından sonra donanmanın önemi anlaşılmış ve deniz kuvvetleri esaslı bir biçimde örgütlenmişti.
Herakleios reformları ile bütün deniz kuvvetleri tek bir ad altında birleştirildi. 3. Leon zamanında deniz kuvvetleri İstanbul donanması ve deniz themaları donanması olarak ikiye ayrıldı. 10. yüzyılda donanma 3-5 Dromondan meydana gelen birliklere ayrıldı. Rum ateşi en önemli silahlarıydı. 11. yüzyıldan itibaren Bizans donanması zayıfladı. 2. Andronikos donanmayı kaldırınca denizlerde üstünlük Venedik ve Cenova'ya geçti. 3. Andronikos donanmayı tekrar kurmaya çalıştıysa da başarılı olamadı.
Bilim
Bizans İmparatorluğu'nda bilim ve fikir hayatı ilk iki yüzyıl boyunca Antik Yunan ve Latin dünyası arasındaki ilişkilere sıkı sıkıya bağlıdır. Büyük Constantinus ile birlikte Hıristiyanlık resmen kabul edilmekle beraber Antik geleneğini devlet ve fikir hayatı üzerinde birinci derecede etkili olduğu kesindir.
Putperestliğin son kalıntıları 6. ve 7. yüzyılda kaybolmuş, Antik dşüncenin son kalesi olan Atina Okulu 529 yılında kapatılmıştır. Bu arada Hellenistik düşüncenin devam ettiği Mısır, Suriye ve Filistin'in müslümanlar tarafından alınması ile bütün bilim ve kültür hayatı İstanbul'da toplanmıştır.
Tarihçilik
Bizans İmparatorluğu'nda tarihçilik çok önemli idi. Bizans tarihçilerinin eserleri yanlız Bizans İmparatoru için değil, ilişkide bulunduğu kavimlerin tarihi içinde değerli bilgiler içermektedir. Bizans tarihçiliği kilise tarihi ve dünya tarihi ile başlar. Örneğin: Eusebios'un Khronogrophia'sı, Theophanes'in Khronogrophia'sı, Skylitzes'in Synopsis Historion adlı eserleri.
Genel dünya tarihine paralel olarak Antik tarzda yazılan monografilerde Bizans'ın kuruluşundan yıkılışına kadar olan dönem konu alınır. Prikopius'un Gizli Tarih'i ve Yapılar adlı eserleri. Tıp, matematik, astronomi, kimya, botanik, zooloji gibi bilim dallarında ise çok fazla eser yoktur.
Edebiyat
Bizans edebiyatı, diğer konularda olduğu gibi ilk zamanlar Antik edebiyatın bir devamıdır. Hıristiyanlığın devlet dini olarak kabul edilmesine rağmen eski putperest edebiyat hemen ortadan kalkmamıştır. Ancak Hıristiyan düşünüşü çok geçmeden edebiyatta da ağırlığını ortaya koymuştur. Şekil olarak eskiye bağlı kalmakla beraber ruh bakımından Hıristiyan idi. Bizans yazarlarının çoğunda Kitab-ı Mukaddes'in bilinmesi, Antik eserlerin bilinmesi kadar önemli sayılırdı.
Bizans edebiyatı en parlak dönemini Justinianos zamanında yapmıştır. İstanbul merkez olmakla beraber Anadolu, Suriye, Filistin ve Mısır'daki kentlerde de canlı bir edebi faaliyet göze çarpıyordu. Tarih, hukuk, bilim ve teknoloji şiirin konusunu oluşturuyor ve her çeşit düz yazı şiire çevriliyordu.
Önemli şairler arasında Nannos, Romanos, Musaios, Patrik Sergios'u sayabiliriz. 7. yüzyılın ortalarından itibaren Bizans edebiyatında bir duraklama dikkati çekmektedir. Özellikle ikon-oklazma yanlız kutsal resimleri yok etmekle kalmamış aynı zamanda bilim ve edebi faaliyetlerin de durmasına neden olmuştur. Bu dönemde çoğunlukla din konuları işlenmiştir. Ayrıca din uğruna ölenlerin biyografileri de bu dönemde oldukça yoğun işlenen konular arasındadır.
Bizans'ın ilk kadın şairi Kosia bu dönemde yaşamıştır. İki yüzyıl devam eden duraklama döneminden sonra yeni ve parlak dönem İstanbul Üniversitesi'nin yeniden kurulmasıyla (863) başlamıştır. Antik ve Bizans eserleri toplanmış ve incelenmiş, özetlerini içeren ansiklopediler yazılmaya başlanmıştır. Bunun en önemli örneği Suidas'dır.
Bu dönemde ayrıca milli destanlar, epigramlar, ilahiler, manzumlar yazılmıştır. 12. yüzyıldan itibaren halk diliyle yazılmış didaktik, satirik, lirik şiirlere, atasözlerine ve hikayelere rastlanır. Diğer yandan eski mitolojik konular halk edebiyarı üzerinde etkili olmuştur.
Eğitim
Öğretim yaygın değildi. Daha çok erkek çocuklar okula gönderilirdi. Öğretimde Antik Yunan yazarlarının metinleri okutuluyor ve açıklanıyordu. Orta öğretimin amacı memur yetiştirmekti. Büyük Constantinus'un, İstanbul'u başkent yapmasından sonra imparatorluğun çeşitli bölgelerinden, özellikle de Atina, Mısır ve Suriye'den gelen bilginler burada toplanıyor ve burasını bir bilim merkesi haline getiriyorlardı.
2. Thedosius döneminde İstanbul'da ilk yüksekokul kurulmuştu. Eğitim süresi 5 yıldı. Sonraki dönemlerde kapatılan bu okul, 863 yılında tekrar açılmıştır. Burada felsefe, matematik, astronomi, gramer ve müzik okutulmaya başlandı. İstanbul'da Thedosius'tan itibaren kurulan ve kapatılan üniversite ve yüksekokulların dışında patrikhaneye bağlı olan ve teoloji öğretimi yapan okullar da bulunuyordu. Burada dini derslerin yanında Eski Yunan felsefesi, dil ve edebiyatı, matematik gibi dersler de veriliyordu.
Din
Bizans İmparatorluğu'nda dinin ve dolayısıyla kilisenin önemi çok büyüktü. Hıristiyanlığın resmen kabulünden sonra kiliseye karşı zaman zaman imparatorların önlem almasına rağmen kilise her zaman saygınlığını korumuştur. Patrik imparator tarafından seçiliyordu ve patrik imparatora taç giydiriyordu.
Kiliseye bağlı olarak geniş bir manastır ağı kurulmuştu. Halkın manastırlara olan ilgisi oldukça fazlaydı. Kimileri hayatı boyunca buraya kapanırken kimileri de maddi destek sağlıyordu. Bizans İmparatorluğu'nda manastırların böyle önemli olmasını nedeni; çeşitlilik gösteren, esnek ve akışkan bir kurum olması, toplumun ihtiyaçlarını karşılar nitelikte olması, her sınıftan insana açık olmasıydı. İnsanlar buraya gelip, Tanrı'ya olan borçlarını ödemekte ve aynı zamanda huzur, mutluluk ve güven dolu bir hayat yaşamaktaydılar.
Ekonomi
Bizans İmparatorluğu'nda ekonomik hayatın temelini tarım meydana getiriyordu. Toprak devletin malıydı. Themalara bölünmüştü ve buralara askeri valiler atanmıştı. Valinin görevi theması içinden gelen toprak gelirlerini imparatora iletmektir. Devlet tarım yapması için kişiye toprak verir o da burayı işler, böylece hem ailesinin ihtiyacını karşılar hem de ürün fazlasını satarak vergi giderlerini karşılardı.
Genel olarak buğday, üzüm, tahıl ürünleri, meyve, pamuk yetiştirilir; arıcılık, hayvan yetiştiriciliği (koyun, keçi, sığır ve at) yapılırdı. Bizans sanayisi deyince akla tekstil gelmektedir. Başta pamuklu ve ipekli dokumacılık olmak üzere ketencilik ve halıcılık ileri düzeydeydi. Madencilik, camcılık, kuyumculuk da oldukça gelişmiştir. Her sanayi kolu loncalar şeklinde örgütlenmiş ve sıkı devlet kontrolü altında idiler.
Konstantinapolis
Büyük Constantinus, doğudaki başkent olarak, Antik dönemin devamı olabilecek şehirleri değil, İstanbul'u (konstantinapolis'i) seçti. Her taraftan işçi, sanatçı ve malzeme getirtti. Roma, Atina, İskenderiye, Efes ve Antakya'nın en güzel tapınakları yeni kenti süslemek için kullanıldı.
Yeni merkezi Roma'ya benzetmek için elinden geleni yaptı ve 330 yılında şehri büyük bir törenle açtı. İmparator, doğudaki başkent olarak Antik devir devamı olabilecek şehirleri değil, Konstantinapolis'i seçmişti. Bunun nedenleri arasında kentin coğrafi konumu, ekonomik ve siyasal koşulları sayılabilir. 20. Yüzyıl Tarihi Atatürk'ün Gizemi Dinler Tarihi Efes (Ephesos) Frigya Uygarlığı Genel İlginç olaylar İlginç Yaşam Öyküleri Medeniyetler Tarihi Osmanlı Tarihi Suikastler Tarihi Tarihe Geçen Kadınlar Tarihi Eserler Tarihi Gizemler Tarihteki İlginç Olaylar Türkiye Tarihi Ülkeler Tarihi İletişim Anasayfa
|
|
|
|
|
130
|
Edebiyat, Türkçe / Yazılı Soruları / Paragraf Sorusu - 10
|
: Haziran 04, 2008, 11:11:37 ÖS
|
|
Bir soruşturmaya verdiğim yanıtta Ataç'ı gerçek öğretmenim saydığımı belirtmiştim. Ataç "ve" sözcüğünü kullanmazdı yazılarında. Benim de ilk kitabımda tek "ve" sözcüğü yoktur. Zamanla "ve" ye döndüm. Günlük gazetelerde yazmak hızlı ve kolay yazmayı gerektiriyordu, bunun için "ve" gerekliydi. Parçaya göre yazar "ve" sözcüğünü niçin kullanmıştır? A) Yazılarına işlerlik kazandırmak için B) Yazıda akıcılığı sağlamak için C) Düşüncelerini daha kolay dile getirebilmek için D) "ve" sözcüğünü kullanmadan hızlı ve kolay yazmak zor olduğu için 0078
|
|
|
|
|
131
|
Edebiyat, Türkçe / Yazılı Soruları / Paragraf Sorusu - 9
|
: Haziran 04, 2008, 11:10:30 ÖS
|
|
Özellikle gelişmiş ülkelerde gelir düzeyi günden güne yükseliyor. Buna rağmen insanlar yaşamı sürekli sorguluyor ve mutlu olamıyorlar. "Focus" dergisinin yaptğı araştırmaya göre insanların sadece yüzde 25'i mutlu. Mutsuzluk oranının özellikle Avrupa ülkelerinde yüksek olması dikkat çekiyor. Parçadan çıkarılabilecek sonuç aşağıdakilerden hangisidir? A) Gelişmiş ülke insanları daha mutsuzdur. B) Gelişmişlik insanın mutlu olmasına yetmez. C) Gelişmemiş ülke insanları daha mutlu olur. D) Gelişen ve sorgulayan insanlar mutlu olmamaktadır.
|
|
|
|
|
132
|
Edebiyat, Türkçe / Yazılı Soruları / Paragraf Sorusu - 8
|
: Haziran 04, 2008, 11:09:34 ÖS
|
|
insanları denemek her zaman doğru sonuç vermez. Bence insanlar egemen oldukları zamanlarda denenmelidir. Kötünün kötülüğü, iyinin iyiliği o zaman ortaya çıkar. Böyle söyleyen biri aşağıdakilerden hangisini söylerse düşüncelerini desteklemiş olur? A) Demir tavında dövülür. B) Mızrak çuvala sığmaz. C) Çingeneye beylik vermişler önce babasını asmış. D) Aba zamanı yaba, yaba zamanı aba.
|
|
|
|
|
133
|
Edebiyat, Türkçe / Yazılı Soruları / Paragraf Sorusu - 7
|
: Haziran 04, 2008, 11:08:09 ÖS
|
|
Tilki ile kedi birlikte yürüyorlarmış. Tilki çok hüneri olduğunu söylemiş. Kedi benim fazla hünerim yok demiş. O sırada karşılarına iki köpek çıkmış. Kedi hemen ağaca çıkarak canını kurtarmış. Köpekler, kaçamayan tilkiyi öldürüp oradan uzaklaşmış. Kedi ağaçtan inmiş ve: " .... " demiş. Yukarıdaki küçük hikayeye göre kedinin tilkinin ölüsü başında aşağıdakilerden hangisini söylemesi en uygun olur? A) Danışan dağlar aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış. B) On hünerin olacağına bir hünerin olmalı, ama tam olmalı. C) Bin bilsen de bir bilene danış. D) Güvenme varlığa, başın düşer darlığa.
|
|
|
|
|
134
|
Edebiyat, Türkçe / Yazılı Soruları / Paragraf Sorusu - 6
|
: Haziran 04, 2008, 11:06:54 ÖS
|
|
Tüm şiir ve öykülerinde, sanat yazılarında, kendi yaşamından, sevdiklerinden yola çıktı. Sonsuz istekleri n değil, küçük mutlulukların, ev ve aile yaşamının, çocukluğunun şiirini yazdı. Tüm yapıtlarında kendi kalmasını bildi. Parçada geçen "kendi kalmak" sözüyle asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Şiirlerinde kendini ön plana çıkarmak B) Şiirlerinde kendini olduğu gibi yansıtmak C) Kendini olduğundan farklı göstermek D) Kendini başkalarından üstün görmek
|
|
|
|
|
135
|
Edebiyat, Türkçe / Yazılı Soruları / Paragraf Sorusu - 5
|
: Haziran 04, 2008, 11:05:47 ÖS
|
|
Aristo, insan düşünen hayvandır, demiş. Bilgece söylenen bu sözü ilk bakışta anlamak biraz güç. Ayrıca, çok yönlü bir varlık olan insanı tümüyle tanıtmaktan çok uzak bir söz. Bu tanımın en garip yanı, insanın hayvanla kıyaslanarak tanıtılması. Çağdaş felsefeciler eski meslektaşlarına öncelikle buna benzer formüllerle insanı tanımladıkları için karşı çıkmışlardır. Parçaya göre çağdaş felsefecilerin eski meslektaşlarının görüşüne katılmamalarının nedeni nedir? B) insanı tam anlamıyla tanımlayamamaları C) insanı hayvanla kıyaslayarak tanımlamaları D) Eski tanımların kolay anlaşılmaması E) insanın hayvana benzetilmesi
|
|
|
|
|