Selçuk Bey

13 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Selçuk Bey
 
 

        Dukak'ın oğlu Selçuk babasının ölümünden biraz sonra üstün vasıfları ile dikkati çekmiş ve Yabgu tarafından genç yaşta "sü-başı" (ordu kumandanı) tayin edilmişti. Yabgu, gün geçtikçe devleti içinde durumu kuvvetlenen Selçuk'u kıskanmıştı. Selçuk ise öldürülmekten korkarak kabîlesi, yakın adamları ve sürüleri ile bulundukları bölgeden ayrılmış, İslam ülkeleriyle Türk ülkelerinin birleştiği bir uç "sugûr" şehri olan Cend havâlisine gelmişti (Tahmînen 961).

        Selçuk'un Cend'e gelişinin Oğuz Devleti'nin Kıpçaklar tarafından yıkılması ile ilgili bulunduğu illeri sürüldüğü gibi, bu göçün başlıca sebebinin yer darlığı ve otluk yetersizliğinden olduğu da kaynaklarda belirtilmiştir. Nitekim Selçuklu göçünden bahseden kaynaklardan bir kısmı Selçuk'un emri altındaki kütlelerin, kalabalık oluşları ve yerlerinin kâfi gelmeyişi yüzünden, Mâveraünnehir'e doğru indiklerini tasrih etmişlerdir. Oğuz devletinin kışlık merkezi, Hazar ile Aral arasındaki, Yeni-kent şehrinden (bugünkü Cankent harabeleri) ayrılırken Selçuk'un beraberinde, başta Kınık boyu mensupları olmak üzere, diğer Oğuz kütlelerinin külliyetli miktarda at, deve, koyun ve sığır getirmiş olmaları bunu teyid eder.
Bu sıralarda İslâm dîni Türk kütleleri arasında süratle yayılmakta idi.

        Yeni-kent'den uzak olmayan ve Mâverâünnehir'den göç etmiş müslümanların oturduğu, Türkler ile İslâm ülkeleri arasında bir sınır şehri olan Cend'e Selçuk'un gelişi tarihte mühim bir çağın başlangıcı olmuştur. Birçok kalabalık Türk kitlelerinin İslâmiyete girdikleri bu devirde, dinî inançlarına yabancı olmadığı ve esasen Kâşgarlı Mahmûd'a göre, ahalisinin bir kısmı Türk olan bir müslüman bölgesinde yaşamak için zarurî ve ayrıca, siyasî imkânlar sağlamak bakımından da lüzumlu gördüğü İslâmiyeti kabûlü düşünen, böylece yeni çevrenin siyasî ve sosyal şartlarını kavramak suretiyle devlet adamlığı vasfını isbat eden Selçuk, Buhâra ve Harezm gibi civar İslâm ülkelerinden din adamları istedi ve kendisine bağlı Oğuzlar ile birlikte müslüman oldu.

        Bundan sonra kaynaklarımızda "Selçuklular" (Salçukiyân, Salâcika) diye anılan ve aynı zamanda, önce Karluklar, sonra Oğuzlar arasında, islâmiyete girmezden evvel dahi, siyasî bir tâbir olarak kullanıldığı anlaşılan Türkmen adı ile zikredilen bu Türk kütlesi, böylece siyasî ve sosyal yönden yeni bir hüviyet kazanmış bulunuyordu. Oğuz yabgusunun, yıllık vergiyi tahsil etmek üzere Cend'e gelen memurlarını, "kâfirlere haraç vermeyeceğini" söyleyerek uzaklaştıran Selçuk, İslâmiyet için cihâda hazır "gazi" sıfatiyle, Oğuz devletine karşı mücadeleye girişiyordu.

        Daha sonra da Yabgu tarafından gönderilen kuvvetlerle çarpıştı. Selçuk bu bölgede kolaylıkla tutundu ve Yabgu'nun hâkimiyetine son vererek Cend'e müstakil bir beylik kurdu.
Selçuklular Cend'de bulundukları sırada çevrede ikisi Türk (Karahanlılar ve Gazneliler) ve Sâmânîler olmak üzere üç büyük devlet var idi. Mâverâünnehr'de üstünlüğü ele geçirmek için Karahanlılar ve Sâmânîler savaş halinde idiler.

       Selçuk, Müslüman olmayan Türkler üzerine yaptığı gazâlar sonucu şöhret kazanmış ve emrindeki Oğuzlar ile mühim bir kuvvete sâhip olduğunu göstermişti. Onun bu şöhreti Mâverâünnehr'de üstünlüğü ele geçirmeye çalışan devletlerden biri olan Sâmânîler ile anlaşmasını sağladı. Sâmânîler, devlet sınırlarının diğer Türk akınlarına ve Karahanlılar'a karşı korunmasına karşılık Selçuklu Oğuzlarına Buhârâ civarındaki Nûr kasabası yöresine yerleşme müsaadesi veriyordu (985-86). Bununla beraber Nûr kasabası ve civârındaki otlaklara gelenler Arslan İsrâil ile birlikte olan Oğuzlar idi. Selçuk'la beraber olanlar yine Cend civarında kalmışlardı.

      Bundan sonra Yabgu unvanı taşımakta olan Arslan'ın Sâmânî Devleti'ne yardımcı olduğu görülmektedir. Arslan Yabgu kumandasındaki Oğuzlar ile Sâmâni şehzadesi İsmâil el-Muntasır, Karahanlılar karşısında başarılı savaşlar yaptılar. Oğuzlar bu savaşlardan ellerine çok ganîmet geçince İsmâil el-Muntasır'dan ayrılarak yurdlarına döndüler. Bu ayrılış el-Muntasır'ın Karahanlılar karşısında başarısız kalmasına ve ölümüne sebep oldu (10059). Onun ölümüyle Sâmânî Devleti'nin yeniden dirilme ümidi de kayboluyordu. Bunun neticesinde Mâverâünnehr Karahanlılar'ın, Horasan'da Gazneliler'in hâkimiyeti altına girdi.
 

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATININ OLUŞUMU