TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Tanzimat'ta Tiyatronun Gelişimi

Tanzimat'a gelinceye kadar Türk toplumunda Batılı anlamdaki tiyatronun yerini Karagöz ve onun canlı şekli olan orta oyunu ve meddahlık tutmuştur. Türk seyircisi, Tanzimat'tan sonra tiyatronun Batılı şekillerini de tanımaya başlamıştır.

Tanzimat'ın daha ilk yılında İstanbul'da tiyatro binaları yapılmaya başlanmış ve önceleri rakipsiz olan yabancı tiyatro toplulukları zamanla yerlerini yerli topluluklara bırakmışlardır. Ancak, bu yeni türün tamamıyla yerlileşmesi için, otuz yıllık bir zamana gerek duyulmuştur. Tiyatronun o zamanki seyircisi, yalnız Batı kültürü ile temasa geçebilmiş, aydınlardan oluşmuştur. Üstelik tiyatronun o dönem için pahalı bir eğlence olması, bu ufak seyirci topluluğunu daha da daraltmıştır.

Ayrıca Osmanlı toplumunda kadınının sahneye çıkamaması ve Orta oyununun halk arasında ilgi görmesi gibi nedenler de Batılı anlamdaki Türk tiyatrosunun yerleşmesini geciktirmiştir. Türk kadınlar sahneye çıkamadığı için Türk tiyatrosu, Ermeni sanatçılardan faydalanmak zorunda kalmış ve Türk kadını sahneye ilk defa ancak 1919 yılında çıkabilmiştir.

Tanzimat döneminin ilk ciddi Türk tiyatrosu, Osmanlı Tiyatrosu'dur. Sonraları Müslüman olup Yakup adını alan Güllü Agop tarafından İstanbul'da Gedik Paşa'da kurulmuş olan bu tiyatro, devrin devlet adamlarının ve edebiyatçılarının gösterdikleri yakın ilgi sayesinde hızla gelişmiş ve zengin bir repertuarla, uzun süre devam etmiştir. Bu tiyatronun, yönetim ve sanatçı kadrolarından başka, oynanacak piyesleri seçmek üzere, bir de edebî heyet oluşturulmuştur. Namık Kemal, Âli Bey, Ahmet Mithat, Ebuzziya Tevflk ve Şemsettin Sami gibi devrin tanınmış yazarlarının eserleri bu tiyatroda sahneye konuldukları gibi; tanınmış Fransız, Alman, İngiliz tiyatro yazarlarının eserleri, Batı'nın ünlü opera ve operetleri ile ilk Türk operaları da bu tiyatroda oynanmıştır.

Türk tiyatro tarihinde önemli bir yeri olan Osmanlı Tiyatrosu'nun 1884'de II. Abdülhamit tarafından yıktırıldı.

1840'tan başlayarak Türk sahnesi gelişme gösterirken, bu yeni türün gördüğü ilgi Türk yazarlarını da harekete geçirmiş ve birçok tiyatro eseri meydana getirilmiştir. Tiyatro eserlerinin aralıksız olarak ortaya çıkışı 1860-1880 yılları arasındadır. Bu yirmi yıl içinde, Türk tiyatro edebiyatı çok hızlı bir gelişme gösterir. Şinasi, Namık Kemal, Recaizâde Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit bu dönemin en verimli yazarlarıdır.

Tanzimat tiyatrosunda da sosyal eğitim ve sosyal sorunlar ön planda yer almıştır. Eserlerde sosyal aksaklıklara doğrudan doğruya dokunularak onlardan ahlaki sonuçlar çıkarılmış ve bu şekilde seyirciye mesaj verilmiştir. Doğu ve islâm tarihinden alınmış konular, özellikle Namık Kemal ve Abdülhak Hamit Tarhan tarafından işlenmiştir. Eserlerin kahramanları da konuya paralel olarak değişmiştir. Tarihî konuyu işleyen eserlerde (Tarık bin Ziyad) tarihî kişiler, sosyal konuları işleyenler de ise toplumun içinden kişiler vardır. Abdülhak Hamit'in eserlerinde yabancı kişiler de (Finten) vardır.

Tanzimat tiyatrosunda dil ve üslûp, 1880'e kadar, henüz işlek olmamakla beraber, konuşma diline ve üslûbuna çok yaklaşmıştır. Fakat 1880'den sonra dil doğallığını gittikçe kaybetmiş, özellikle Abdülhak Hamit'in eserlerinde, çok yüklü ve yapma bir duruma gelmiştir.

Namık Kemal'in tiyatroları teknik bakımdan zayıftır. Tiyatro eserlerinin en kuvvetli olanı, olayın geliştirilmesi ve karakterlerin çok canlı olarak verilebilmesi bakımından, yazarın, en başarılı eseri Gülnihal dir.

İlk olduğu halde en tanınmış tiyatro eseri olan Vatan yahut Si-listre, bütün başarısını o dönemde gündemde olan yurtseverlik ve kahramanlık duygularını işlemesine borçludur. Gerek olaylarını kuruşta ve gerekse karakterlerini yaratışta romantik dramın etkisinde bulunan yazarın son piyesi Celâleddin Har-zemşah'ta bu etki çok daha bellidir. Hugo'nun Cromvvell adlı piyesi gibi, yalnız okunmak için yazılmış olan bu beş perdelik eser; konusunu hem Orta Çağ tarihinden alınmış olması, hem karakterlerin yaratılışındaki aşırılık ve hem de sahne dilinden uzaklaşan konuşmalarındaki ifade şiddeti bakımından, "romantik dram"ın Tanzimat tiyatrosundaki ilk başarılı örneğidir.

Namık Kemal, Vatan yahut Silistre'den sonra tiyatronun büyük gücünü, toplumları nasıl etkilediğini anlamıştır. Halkın daha aydınlık yarınlara ulaşmasında, bir ulusun kalkınmasında eşsiz bir güç kaynağı olacağına inanmış, bu inancını Abdülhak Hamit gibi gençlere de aşılamaya çalışmıştır.

Şinasi'nin Şair Evlenmesi'nde eleştirdiği "görücü usulü ile evlenme" âdetini, Namık Kemal de "Zavallı Çocuk" piyesinde eleştirmiştir.

Namık Kemal; "vatan, millet, hürriyet, kahramanlık, fedakârlık, ahlak" konularında tiyatronun etkinliğini, gazeteden ileride görür. Ona göre tiyatro:                              :

Tiyatro aşka benzer. İnsanı hazin hazin ağlatır. Fakat verdiği şiddetli teessürlerde bir başka lezzet bulunur. Tiyatro, cihanın aynasıdır. İnsanı doya doya güldürür. Tiyatro eğlencedir, fakat eğlencelerin en faydalısıdır."

Tiyatroda "eğlence" ile "sosyal fayda"yı birleştirerek onu "faydalı bir eğlence" diye tarif eden Namık Kemal'in, tiyatro hakkındaki düşüncelerini, bazı makaleleri ile -Cromvel'in önsözüne nazire gibi yazdığı- Celâleddin Harzemşâh Mukaddime-si'nden öğrenmek mümkündür. 'Toplum için sanat" anlayışı ile tiyatro eserini "edebiyatın en büyük kısmı" sayan Namık Kemal'in tiyatro eserleri, aydınlar arasında büyük rağbet görerek Türkiye'de tiyatronun ciddiye alınmasında etkili oldukları gibi, bazı genç yazarların da doğrudan doğruya eserlerine etki etmiştir. Örneğin Celâleddin Harzemşâh, Abdülhak Hamit'in tarih konulu tiyatroya yönelişinde ve sahne dilinden uzaklaşmasında etkili olmuştur.

Namık Kemal'de bir tiyatro yazarında bulunması gerekli özelliklerden bazıları yoktur. Tiyatro her şeyden önce dildir. Namık Kemal, günümüz anlamındaki tiyatro diline pek yaklaşamaz. Namık Kemal eserlerinde bunu aramaz. Onun aradığı insandır, irade gücüyle her engeli aşacak, her acıyı yenecek, eylemci insanın peşindedir. Eski Doğu felsefesinin yarattığı güçsüz, ölümlü, alınyazısına yenik, boynu eğik kişilere, Türk edebiyatında ilk bilinçli darbeyi Namık Kemal vurmuş, bu tiplerin yerine atak ve enerjik kişileri getirmiştir.

Namık Kemal'in tiyatroda sevdiği ve etkilendiği Batılı sanatçılar Shakespeare, Hugo ve Corneille'dir.

yoktur. O zamana kadar, Karagöz perdesinde birer hayal olarak yaşayan ve yabancı seslerle konuşan ve belirli kalıplar içinde kalan insanlar Şair Evlenmesi ile normal ölçü, ses ve davranışlara kavuşturulmuştur. Eserin bir diğer özelliği de kişi adlarının kendi kimliklerine uygun olmasıdır.

Şinasi bu komedi ile görücü usulüyle yapılan evliliğin sakıncalarını anlatmaktadır. Bu konu başka sanatçılar tarafından da işlenmiştir. Batılı tutum ve davranışlara sahip olan Şair Müştak Bey, sevdiği Kumru Hanım'la, yani istediği kızla değil de evin büyük ve çirkin kızı ile evlendirilmiştir.

Eserdeki konu, eserin yazıldığı döneme göre oldukça güncel, yerel ve gerçektir. Toplumsal gerçeklen yansıtmaktadır. Halktan seçilmiş kişiler, halkın diliyle konuşturularak topluma ait tö-resel bir uygulamanın ortaya çıkardığı yanlışlıklar gösterilerek bu geleneğin eleştirisi yapılmıştır.

Konu ve kişi bakımından yerli olan eser, teknik bakımdan Batılıdır.

Kişilerin geleneksel Türk tiyatrosundaki kişilerle benzer yönleri vardır. Birbirini seven Müştak ile Kumru'ya geleneksel tiyatromuzun Çelebi ve Zennesi gözü ile bakılabilir. Özellikle Müştak, yaşadığı aşk, şaşkınlık ve çaresizlikle iyi çizilmiş bir Çelebi örneğidir. Aynı zamanda Hikmet'le aralarındaki ilişki farklılıklar taşımasına karşın tipik bir Hacivat- Karagöz ilişkisini andırmaktadır. Hikmet, uyanık tavrıyla durumdan ders çıkarıp nasihat vermeye kalkan Hacivat'ı anımsatırken Müştak, Karagöz'e benzer bir kişilik sergiliyor.

Karagöz ve Ortaoyunu özelliği taşıyan konuşma örgüsünün yaratılmasında büyük paya sahip iki oyun kişisi Batak Ese ve Atak Köse'nin konuşmaları, Karagöz oyunlarının Kayserili, Kastamonulu, Laz vs. tiplerini andırmaktadır. Mahalle halkından sayılan bu kişilerin durum ve davranışları da Karagöz oyunlarının mahallelisinden farklı değildir.

Eserde birçok yanlışlık dile getirilmiştir. Aydın biri olan Müştak Bey, görücü usulü ile evleniyor. Bir başka aydın kişi olan Hikmet Bey, ortaya çıkan yanlışlığı düzeltmek için rüşvet vererek bir başka yanlışa giriyor.

Birer aydın olarak içinde bulundukları bozuk düzeni değiştirmek yerine, o düzenin bir parçası olmaları, aldıkları eğitimin yetersizliğini gösteriyor. Bunlar da o dönemin sosyal yaşamının gerçeklerine uymaktadır.

Edebiyatımıza tiyatro alanında bir yenilik getirmek isteyen Şinasi, Şair Evlenmesi ile tiyatro türünde bir örnek ortaya koyarak eski ile yeni, Doğu ile Batı arasında bir köprü kurmuştur. Şi-nasi'nin bu eseriyle toplumdaki görmeden evlenmeyi eleştirmekle birlikte tiyatro alanında Doğu ile Batı arasında bir köprüyü kurmayı amaçlamıştır.

Şair Evlenmesi, gerek kişileri gerekse mekânı (bir ev) bakımından sahnelenmeye uygun bir komedidir.

Şinasi'nin toplumsal bir sorun olarak gördüğü ve eleştirdiği görücü usulü evlilik olayını ve bunun ortaya çıkardığı çarpıklıkları Tanzimatın diğer sanatçıları da eleştirmiş ve zamanla eleştirilen

görücü usulü ile evlilik toplumda görülmez olmuştur. Şinasi, "toplum için sanat" anlayışında eser verdiğinden Şair Evlenmesi'nde vermeyi amaçladığı mesajını topluma ulaştırmıştır.

Yazar savunduğu sade dili Şair Evlenmesi'nde başarıyla uygulamış, günlük yaşamdan seçtiği kişileri kendi dilleri ile konuşturmuş, halkı eğitirken halkın anlayacağı dili kullanmıştır. Bu o gün için büyük bir yeniliktir; çünkü o döneme kadar edebî eserlerde ağır bir dil kullanılagelmiştir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.