TEMÂŞÂ-Yİ LEYAL ile GECE İZLENİMLERİ Karşılaştırması

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

TEMÂŞÂ-Yİ LEYAL

Gel bu akşam da ser-be-ser güzelim Levha-i kâinatı seyredelim:

Gölge, hep gölge, her taraf gölge, Gölgelerle bütün zemin mestur Asman yalnızca nîm manzûr

Görülen başlıyor görülmemeğe; Bir dumandan kefenle cism-i cihan Kalıyor ka'r-ı leyi içinde nihan…

Günümüz Türkçesiyle

GECE İZLENİMLERİ

Gel bu akşam da baş başa güzelim Evrenin levhasını seyredelim

Gölge, hep gölge, her taraf gölge Bütün yer gölgelerle örtülü Yalnız gök yarı görünüyor

Görülen görülmemeye başlıyor Dumandan bir kefenle, cihanın vücudu Kalıyor gecenin derinliğinde gizli

"Mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün" kalıbıyla yazılan birinci metin, Ziya Paşa'nın en ünlü şiirlerinden biridir. Tamamı on iki beyittir. Bu şiir, Bağdatlı Ruhi'nin "Terkîb-i Bend"ine benzetilerek (nazire olarak) yazılmıştır.

Ziya Paşa, yukarıda bir parçası verilen şiirin bütününde kişisel davranışlarla toplumsal gerçeklere değinmektedir. Hiciv (yergi) özellikleri taşıyan şiirde şair, öğüt niteliğinde olan yargılara varmaktadır. Yani bu şiir "Sanat, toplum içindir." anlayışına uygundur.

Bu şiiriyle Ziya Paşa, Tanzimat döneminde, devlet yönetimine getirilen yetersiz kişilerden, yolsuzluk ve ahlaksızlıklardan, hain ve haksız davranışlardan, altüst olan toplum düzeninden söz etmektedir.

Şair, bu şiirini klasik edebiyatın (Divan edebiyatı) nazım şekillerinden olan "terkibi bend" ile yazmıştır. Şekil ve konu bakımından Bağdatlı Ruhi'yi izlemiştir. Bunlar, Ziya Paşa'nın şekil ve içerik bakımında eski şiire bağlı olduğunu ortaya koyar. ''Rütbe-! akil", "ikrah" gibi sözcükler Ziya Paşa'nın dil bakımından da eskiye bağlı olduğunu gösterir. Beyitlerdeki özdeyiş niteliği, Ziya Paşa'nın güçlü üslubunun yansıması olarak değerlendirilebilir. Şiirdeki beyitlerde anlam bütünlüğü sağlanmıştır. Bu da Tanzimat döneminde beyitlerin anlam bütünlüğünün, Divan edebiyatındaki şekliyle korunduğunu gösterir.

Cenap Şahabettin'in "feilâtün (fâilâtün) mefâilün feilün (fa'lün)" kalıbıyla yazdığı ikinci metnin bütününde, vezin nedeniyle bazı sözcüklerin doğal söylenişleri bozulmuştur. Şair, bu şiirin bütününde daha önce hiç kullanılmamış ''dumandan kefen", "hıyabân-ı târ-i nâim" (uyuyan karanlık h:yabs.n;; ''gecenin tûde-i buharı" (gecenin buhar yığını), "bir hiiâlin nigâh-: tannâzı (bir gecenin alaycı bakışı)" gibi tamlamalar kullanmıştır, ikinci metin, beyitlerden oluşmamaktadır. Şiirdeki dizelerde anlam bütünlüğü yoktur. Dizelerin anlam bütünlüğü diğer dizelere sarkmaktadır. Dil oldukça ağır ve süslüdür. Biçim olarak eski edebiyata uymayan bir yapı kullanılmıştır. Şiirde tabiat anlatılmaktadır. Bu da kişisel bir bakış açısıyla sembolik biçimde yapılmaktadır. Öyleyse bu şiir "Sanat, sanat içindir." görüşüne uygun olarak kaleme alınmıştır. Şair dış dünyayı bir resim gibi sunmamış, onu kendi üzerinde bıraktığı izlenimlerden hareketle yansıtmıştır. Bunu da bol mecazlarla yapmıştır.

Bütün bunlar, şairin Fransız edebiyatının etkisinde kaldığını göstermektedir.

İki metni karşılaştırdığımızda Tanzimat birinci dönem şiiri ile Servet-i Fünûn şiirinin farkı bütünüyle anlaşılacaktır, ilk şiir Batıya yönelmenin ilk aşaması olan Tanzimat edebiyatını yansıtmaktadır, ikinci şiir ise Batı tarzında tam bir değişimi yakalamış olan Servet-i Fünûn şiirini temsil etmektedir, iki şiir biçim, içerik, sanat anlayışı, sözcük seçimi, kalıp, kafiye örgüsü gibi bakımlardan birbirinden tamamen farklıdır, ilk şiirde şair toplumsal sorunları işlerken, ikinci şiirde şair bireysel bir konuyu ele almıştır. İlk şiir beyitlerden oluşurken, ikinci şiirde yeni bir biçim kullanılmıştır, ilk şiir "Sanat, toplum içindir." anlayışını yansıtırken ikinci şiire "Sanat, sanat içindir." anlayışı egemendir. Birinci şiirin şairi siyasal konulara değinirken, ikinci şiirin şairi tamamen bireysel bir konuyu işlemiştir. İlk şiir didaktik bir niteliğe sahipken, ikinci şiirde estetik bir amaç güdülmüştür. Bütün bunlar Tanzimat şiirinin eski edebiyatın etkisinden tam olarak kurtulamadığını, ikinci şiirin ise Servet-i Fünûn anlayışına göre yazıldığından tamamıyla yeni şiir anlayışını yansıttığını söyleyebiliriz, ilk şiirde Divan edebiyatının, ikinci şiirde ise Fransız edebiyatının açık etkisi vardır. İlk şiir konu bakımından eski şiirden ayrılırken, ikinci şiir bütünüyle eski şiirden farklıdır.

Metin 1

Ferhat Ağa, gerçekten zamanın şehsüvarı (usta binicisi) idi. Birkaç kere meydanın bir başından bir başına gitti geldi. Cez-mi'nin birkaç kere ciridini savuşturdu. Fakat, kendi Cezmi'ye bir değnek vuramadı. Nihayet melekesi (yeteneği) cihetiyle (nedeniyle) Cezmi'yi Ahmet Paşa konağının önünde sıkıştırdı. Cezmi, eğer boşaltmak istedi. Arkaya dönüp de değnek tutma ümidine düştü. Ferhat Ağa'nın atı tamamıyla terbiyeli, kendi bindiği hayvan ise bütün bütün harun (huysuz, inatçı) olduğundan bir türlü atının başını istediği yönde idareye (yönetmeye) muktedir olamadı (gücü yetmedi).

Ahmet Cemil şimdi kendisini unutmuş, yalnız göğsünü şişiren, dimağında darabât-ı gayr-ı munkata ile uran bir fikr-i sabitle müteharrik sânidârân-ı dehâ şeklinde kimseye bakmayarak hattâ söylediğine vâkıf olmayarak devam ediyor, bütün etrafında bulunanlar, gûyâ bu genç natuktan nefes-i mık-natisiyet ile bir nokta-yı fevkattabiyeye müncezap olmuş bir hâlde, hareket etmeyerek, gözleri dalarak, nefeslerini zapt etmek isteyerek bir vaizin karşısında mebhût-ı teessür duranlar gibi dinliyorlardı.

Günümüz Türkçesiyle

Ahmet Cemil, kendisini unutmuş, yalnız göğsünü şişiren, dimağında kesintisiz darbelerle vuran bir sabit fikirle hareketlenmiş ikincil bir bilinç şeklinde kimseye bakmayarak, hatta söylediğine vakıf olmayarak devam ediyor; bütün etrafında bulunanlar, güya bu genç kişiyi çekici bir nefesle doğaüstü bir noktaya kapılmış bir hâlde, hareket etmeyerek, gözleri dalarak, nefeslerini tutmak isteyerek, bir vaizin karşısında kendini kaptırmış bir meczup gibi dinliyorlardı.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.