Türklerin Yayılmaları

4 Ocak 2014 tarihinde tarafından eklendi.

Türklerin yayılmaları:
Orta Asya’da yaşayan Türkler, bir kısım kaynakların verdiği bilgilere göre, M.Ö. 1700 yıllarından itibaren çevrelerine hakim olmaya başlamışlar, bu tarihten kısa bir süre sonra da Altayları ve Tanrı dağlarını içine alan geniş bölgeyi tamamen ellerine geçirmişlerdir. Yine bu arada, prototip olarak adlandırılan Türklerin bir kısmı Kazakistan üzerinden Mâverâünnehr’e kadar yayılarak, orada bulunan dolikosefal Akdeniz ırkları ile temas kurmuşlardır. Aynı yönde batıya açılan bazı gruplar da, FinUgor kavimleri ile temasa geçmişlerdir. ProtoTürk yayılmasının ve genişlemesinin yönünü ve zamanını çeşitli yerlerde görülen Andronovo kültürü özelliklerine bakarak takip etmek mümkündür.

Andronovo kültürünün sağladığı bilgilere göre, Türklerin M.Ö. 700 yıllarına kadar, Altaylara yerleşirken, diğer yandan da belki M.Ö. 1100’lerden itibaren kalabalık kitleler halinde, Çin’in kuzey batısındaki Kansu ve Ordos bozkırlarına doğru yayılmaya başladıkları anlaşılmaktadır. Daha sonraki dönemlerde Çince söylenişi ile HiungNu adını alan topluluk, şüphesiz bu Asya Hun kitleleridir.

Diğer taraftan Türklerin M.Ö. 1300-1000 yıllarına doğru Türkistan sahasına geldikleri ve bu bölgenin daha sonra Hint Avrupalılarm eline geçtiği tespit edilmiş bulunmaktadır. Andronovo ve Karasuk kültüründen hareketle, Türk yayılışının M.Ö. 700 yıllarına doğru Güney Sibirya’ya, Baykal bölgesine, Moğolistan’a ve YediSu havzasına yayıldığı tesbit edilmiştir. Yine aynı kültür sonuçlarına göre, bu tarihlerde Türkistan, Harezm ve İran mıntıktürkleirn yayılmalarıalarına Türk yayılmaları vukubulmuştur. Bu göç karakterlerinden anlaşıldığına göre, Türklerin anayurddan yayılma hareketleri doğuda Ordos’a, batıda ise Volga havzasına doğru olmak üzere iki yönde ve iki kısımda gerçekleşmiştir.

Bu arada Hintistan’m Indus-Pencâb havalisine doğru gerçekleşen ilk göç hareketleri de M.Ö. 1000 yıllarında meydana gelmiştir. Daha eski tarihlerde Türklerin İran yaylası üzerinden Mezopotamya’ya inmiş olmaları da muhtemel görülmektedir. Bunlar, ilk medeni kavim sayılan Sümerler olabilirler; çünkü bunların dilleri Hint-Avrupai değil, Türkçe’nin de içinde yer aldığı “bitişken” dil grubuna girmektedir.

M.S.’ki yüzyıllarda vukua gelen Türk göçlerine katılan boylar ve göç zamanları hakkında oldukça kesin bilgilere ulaşılmıştır. Bu devrede ilk göç hareketlerine katılanlar Hunlar olup, Orhun bölgesinden Güney Kazakistan bozkrrlarma ve Türkistan’a, oradan da Avrupa içlerine doğru yönelmişlerdir. 350 yıllarına doğru ise, UarHunlar, Afganistan ve Kuzey Hintistan’a inmişlerdir. Oğuzlar GüneyBatı Sibirya’dan Güney Asya’ya (461465 yılları), Oğuzlar, Orhun bölgesinden Seyhun Nehri kıyılarına (X. yüzyıl) ve daha sonra da Mâverâünnehr üzerinden İran ve Anadolu’ya; Avarlar, Orta Asya’dan Orta Avrupa’ya, Bulgarlar Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a ve Volga kıyılarına; Macarlarla birlikte bazı Türk boyları da Kafkasların kuzeyinden Orta Avrupa’ya (830 yıllarından sonra; Peçenekler, Uzlar ve Kumanlar da Hazar Denizi’nin kuzeyinden yine Orta Avrupa’ya ve Balkanlar’a göç etmişlerdir. Diğer taraftan Uygurlar, 840 yıllarından sonra Orhun bölgesinden İç Asya’ya doğru bir göç hareketi gerçekleştirmişlerdir.

türklerin göçleriBu göçlerden Hun ve Oğuz göçleri önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu göçleri, yeni vatan kurma amacını öngören fetihler karakterize eder. Türk göçlerini belirli gayelerden yoksun ve onu meçhul birer macera hareketi olmaktan kurtarıp, başarılı şekilde hedeflerine ulaştıran başlıca sebep de hemen bütün göçlerin Türk hükümdar ailesi mensupları tarafından büyük bir disiplin içinde sevk ve idare edilmesidir. Eski Türk hükümranlık anlayışına göre, kutsal sayılan hanedan üyelerinin başta bulunması ve onlara karşı duyulan saygı ve bağlılık; Türk kitlelerinin birliklerini umumiyetle muhafaza ederek, çeşitli iklimlere tarihî misyonlar gerçekleştirmelerini mümkün kılmıştır.

Tarihte ikinci bir Türk yayılma şekli de “sızma” adı verilen usuldür. Bazı kalabalıkça boy parçalarının veya ailelerinin, yahut da sağlam yapılı gençlerin yabancı devletlerde hizmet alarak hakimiyeti ele geçirmelerine “sızma usulü yayılma” adı verilmektedir. Bu usulde, Türklerin, katıldıkları topluluklar içinde üstün bir kabiliyet göstererek, askerî kuvvetlere ve siyasi hayata hakim oldukları, hatta bazan devlet kurdukları bile görülmektedir. Nitekim, Mısır ve Hintistan’da bu şekilde Türk devletleri kurmuş ve egemen olmuşlardır.7

Türkler, fütuhat veya sızma şeklinde meydana gelen göçlerini her zaman kolayca gerçekleştirememişlerdir. Göç veya sızma esnasında bazan şidetli çatışmalara girişmek zorunda kalmışlardır. Bu durum, ağır darbelere maruz kalan kimi yabancı milletler tarafından Türklerin sevimsiz karşılanmalarına sebebiyet vermiştir. Bozkırların coğrafi şartları icabı haşin, sert iradeli ve mücadeleci bir ruha sahip, fakat aslında iyi, haksever ve âdil insanlar olan Türkler hakkındaki bu tür hayal mahsûlü ithamlar bundan ileri gelmiş olmalıdır.

kavimler göçüGeniş Türk yayılmalarının, üç büyük kıt’ada gerçekleşmesinin ciddi sebepleri vardır. Tarihte göç olaylarını araştıranlar; en ilkeli dahil hiçbir kavmin kendiliğinden ve keyif için yer değiştirmediğini, oturulan topraklardan ebediyyen ayrılmanın bir
insan için pek çok zorluklan beraberinde getirdiğini, bunun için de bu gibi göç hareketlerinin ağır zaruret ve ihtiyaçlardan kaynaklandığını tesbit etmişlerdir. Tarihî kayıtlarda, Türk göçlerinin de iktisadi sıkıntı, yani anayurt topraklarının geçim bakımından yetersiz kalması yüzünden olduğu ifade edilmiştir. Zorlayıcı sebeplerin başında büyük ölçüde vukua gelen kuraklıkla artan nüfus yer almıştır. Geniş bozkırların kuraklık sebebiyle kıraçlaşması, başta hayvancılık olmak üzere, Türk halkının geçim kaynaklarını yok etmiştir.

Türk göçleri, her ne kadar başka milletlerin topraklarına doğru gerçekleşmiş ise de, bu hareket bazen de başka bir Türk topluluğunun toprakları üzerine olmakta idi. Böyle durumlarda, istilaya uğrayan Türk boyu,oradan çıkarılarak göçe mecbur edilirdi.

Türklerin böyle birbiri arkasına çeşitli yönlerde yayılmalarını sağlayan başka etkenler de vardır. Bunların en başında manevi sağlamlık durumu gelmekte idi. Mecburi de olsa, bilinmeyen ufuklara doğru yönelişlerde, karşılaşılması muhtemel tehlikeleri göğüslemeye hazır bulunmak, devamlı sürekli ölüm-kalım savaşı içinde yaşamak, her millet için normal bir davranış olmasa gerektir. Türklerde apaçık görülen ve tarihleri boyunca hareketli bir topluluk halinde sürekliliklerini mümkün kılan bu ruhi zindelik gittikçe artmış, askerî başarıları siyasi başarılar izlemiştir. Alınan her yeni yeni ülkede, fetih arzuları daha bir artmıştır. Bu durum zamanla Türklerde dünyayı huzur ve sükuna kavuşturmayı gaye edinen bir fütuhat felsefesi haline dönüşmüş, adalet ve eşitlik töresini yürürlüğe koymak üzere bir cihan hakimiyeti ülküsünü doğurmuştur.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Abartma