KANT’IN FELSEFESİ

14 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

KANT’IN FELSEFESİ

 Gelişmesi bakımından Kant’ın felsefesi iki döneme ayrılır : 1.Kritik öncesi dönemi, 2. Kritik dönemi.  1781 yılında yayımlanan “Salt Aklın Kritiği” (Kritik der reinen Vernunft) ile Kant’ın kendisinin olan ve “kritisizm” ya da  “kritik felsefe”  denen felsefe görüşü başlamıştır. ”Salt Aklın Kritiği”  bu görüşün teorik
temelini kurmuştur.Kant’ın bu temel üzerinde düşünüp çalıştığı döneme, bundan dolayı  “kritik dönem”
denmiştir.Bundan önce Kant aşağı yukarı Leibniz-Wolff felsefesinin çerçevesi içinde düşünmektedir.Bu
döneminde ilkin doğa bilimi ile ilgili konular üzerinde durmuştur. Bu yıllarında yayımlamış olduğu yazıların  birkaçının  başlıkları:  “Yer, ekseni etrafında dönerken birtakım değişikliklere uğradı mı ?”,
“Yer ihtiyarlıyor mu?”, “Ateş üzerine”, “Deprem üzerine”.Bunların hepsinin fizik konuları olduğu görülüyor. Ancak,  Kant  bu  konuları  bir  fizikçi  gibi değil, bir  filozof gibi, yani  belli  bir  felsefe görüşü
çerçevesinde ele alıp işlemiştir. Kritik öncesi döneminin ikinci kısmında, Kant’ ın daha çok metafizik sorunlar üzerinde, bu arada özellikle de rationel teoloji sorunları üzerinde durduğunu görürüz.Bu yıllarında yayımladığı yapıtlarında bir ikisinin adları: “Der eingize mögliche Beweisgrund zu einer Demonstration des Daeins Gottes. Ein neuer Gottesbeweis” (“Tanrı’ nın Varlığını Tanıtma İçin Mümkün Olan Tek Kanıt. Yeni Bir Tanrı Tanıtlaması”) ; “Die Traeume eines Geistessehers, erlaeutert druch Traume der Metaphysik” (“Bir Spiristin Metafiziğin Rüyaları İle Açıklanmış Olan Rüyaları”). Bütün Bu Çalışmalarında Kant, henüz Leibniz-Wolff metafiziğine dayanmaktadır.

       Kant’ ın bu düşünce çevresinden ayrılmağa başladığının ilk belirtisi, “Demundi sensibilis atque intelligibilis forma et principiis” (“Duyu Dünyası ile Düşünce Dünyasının Formu ve İlkeleri”) (1770) adlı dissertation’ udur. Bu yapıt, kritik öncesi ilk kritik dönem arasında bir köprü gibidir. Burada “duyu dünyası” ile “düşünce dünyası” birbirinden ayırt edilir; bu iki ayrı dünya için değerleri başka başka olan iki ayrı bilgi ileri sürülür.Buraya kadar bir yenilik yok; bu ayırma öteden, Elealılar’ dan beri var.Bu iki bilgi çeşidinden “düşünce bilgisinin” değerce üstün tutulması da yeni değil, bütün rationalistler böyle düşünür.Yenilik, Kant’ ın “salt” (rein, purus) kavramını genişletmesi ile başlamaktadır. “Salt” deyince, bilen süjede bulunan, deneyden gelmemiş olan bir form öğesini anlarsak, böyle bir şeyin “düşünce bilgisinde” bulunduğu öteden beri ileri sürülmüştür: Rationalistlerin “a priori” ya da “doğuştan” dedikleri kavramlar, bilgiler, ilkeler hep “salt” öğelerdir.İmdi Kant, duyu bilgisinin de salt öğeleri olduğunu ileri sürer. İşte bu anlayış, felsefe tarihi için tamamıyla yenidir. Ona göre, duyu bilgisinin salt öğeleri uzay ile zaman’ dır. Bunlar, duyu bilgisinin oluşmasının koşullarıdır; bunlarsız duyu bilgisi olamaz. Uzay ile zaman kavram değil, birer görü’ dürler (Anschauung, intuitus). Kavram değildirler, çünkü tek tek uzaylar, uzay kavramının altına konamazlar.Tek tek uzayların uzay ile ilintileri, parçaların bütüne olan ilintisi gibidir ; tek tek uzaylar (uzay parçaları) bir ve aynı uzayın içinde yer alırlar. Zaman için de durum böyledir, uzay için söylenenlere paraleldir.Uzay ile zaman pek özel şeylerdir, kavramlarla (düşünme ile) edinilemezler, ancak görülebilirler (anschauen). Örneğin sağ ile solu tanımlayamayız, ancak gösterebiliriz, dolayısıyla bunların bilinmeleri yalnız görü ile olabiliyor. Uzay ile zaman süjenin gözlükleri gibidirler ; bunlarsız duyu dünyasını bilemeyiz. “Salt görünün formları” olan uzay ile zaman, iki kesin bilimimizle ilişkili olmaları dolayısıyla ayrıca önemlidirler. Uzay ile ilişkili olan bilim ise matematik, özellikle de geometridir ; zaman ile ilişkili olan bilim ise teorik mekaniktir. Bu iki bilimi duyarlığın iki a priori formu ile (uzay ve zaman ile) kurduğumuz için kesin olabiliyorlar. Bu “salt görü” (reine Anschauung, intuitus purus) öğretisi, sonra “Salt Aklın Kritiği” nde “Transzendentale Aesthetik” bölümünün konusu olacaktır. Bu bölümün “Salt Aklın Kritiği” nde çok özel bir yeri vardır ; bir çeşit önyapı gibidir ; yapının bütününe ancak bununla girilebilir. Burada geliştirilecek olan uzay-zaman teorisi, 1770 Dissertation’ undakinin aşağı yukarı aynıdır.

          Asıl kendinin olan görüşlerin ortaya konacağı kritik döneminde Kant, öteki irili ufaklı yapıtlarından başka üç “kritik” yayımlamıştır. Bunlardan ilki olan “Kritik der reinen Vernunft” (“Salt Aklın Kritiği”), yalnız Kant için değil, felsefe için de yeni bir çığır açmıştır. Bu yapıt, “kritik felsefe” nin ekseni, ana dayanağıdır. Eser kendisine “bilginin ne olduğunu ve sınırlarını gösterip kritiğini yapmayı” ödev edinmekte, “şu yada bu bilginin doğru olmak iddiaları haklı mı ?” bunu ayırt etmeyi gözönünde bulundurmaktadır. “Kritik” deyiminden anlaşılan da bu “ayırt etme” işidir, bu “eleştirmedir”. Eserin kuruluşu, önce, öteden beri bilinen bir mantık şemasına uygundur : İlkin bilginin öğeleri, yani kavramlar, yargılar, usavurmalar incelenir (Transzendentale Elemantarlehre), sonra yöntem öğretisi ele alınır (Transzendentale Methodenlehre). Yalnız bu mantık yapısına “duyarlık” ile girilir (Transzendentale Aesthetik) ; “salt görü formları” da bilginin öğeleri arasında yer alır. Eserde başka sınıflama açılarını da buluruz. Bunlardan biri bilimler bakımındandır ; önce matematik ile fizik gözden geçirilir, sonra da “bilimsel” bir metafiziğin olup olmayacağı araştırılır ; burada asıl gözönünde bulundurulan, metafiziğin eleştirilmesidir (Transzendentale Dialektik). Bir başka sınıflandırma şeması da bilgi yetilerine göredir. Bu bakımdan bilginin oluşmasında payları olan yetiler : Duyarlık (Sinnlichkeit), anlık (Verstand) ve akıl (Vernunft) sırasıyla ele alınarak eleştirmeden geçirilir.

           Kant, aklın gördüğü işi inceleyip eleştirecel yönteme, bu kendi yöntemine, yine kendisinin olan bir deyimle “transcendental” adını vermektedir. “Transcendental yöntem”, şu ya da bu objeye yönelmiş olan bilgiyi değil bilginin kendisini inceleyen yöntemdir ; bilginin kritiğdir, bilgi öğretisidir. “Transcendental” deyimi, bir bakımdan da, “transcendent” in karşıtıdır : “transcendent bilgi” mümkün bilginin sınırlarını aşan bilgidir ; “transcendental bilgi” ise, bu sınırları aşamayıp araştıran bilgidir. Nitekin “Salt Aklın Kritiği” nin sorunu, “insan bilgisinin yapısı ile sınırlarını araştırmak” tır. Yalnız, Kant’ın burada araştırdığı, her türlü bilgi olmayıp yalnız a priori olan bilgidir. Bu çeşitli bilgi de, “duyarlığın verilerinden edinilmemiş olan” bilgidir. Kant’a göre, hem görüde, hem de düşüncede a priori olan bilgi öğeleri vardır ve onu ilgilendiren de, kesin a priori’ dir, yani deney ile hiç bir şekilde karışmamış olan bilgi öğeleridir. Onun a priori’ye bu ilgisi, bir yandan konuları gereği a priori bilgilerle çalışan metafiziği eleştirmeyi asıl gözönünde bulundurduğundandır ; öbür yandan da a priori bilgiyi deney bilgisinden üstün saydığındandır. Çünkü a priori bilgi, “zorunlu” ve “tümel geçerliği” olan bilgidir.      
A priori bilgiyi a posteriori bilgiden, deneyden türemiş olan  bilgiden  ayıran da  bu  ölçüdür  (kriterium).
A posteriori olan bilgiler sallantılıdırlar, yani gözlemlerle boyuna düzelirler. Buna karşılık, a priori bilgiler zorunludurlar, yani deneyin, bunların başka türlü de olabileceklerini göstermesine olanak  yoktur ; bu çeşit yargıların zorunlu oluşu, yalnız benim için değil, bilen süjelerin tümü içindir (tümel gerçeklik).

            Kant yargıları önce iki bakımdan ikişer ikişer ayırır, sonra da bunları aralarında birleştirir. Bir bakımdan apriori ve a posteriori yargılar, öbür bakımdan da analitik ve sentetik yargılar ayırt edilir. Analitik yargılar, yalnız kavramları “açıklayan”, kavramın tanımında esasen saklı olanı “aydınlatan” yargılardır. “Cisimler yer kaplarlar” yargısında yeni bir şey öğrenemeyiz, çünkü “yer kaplama” zaten cismin tanımının içinde bulunmaktadır. Buna karşılık, sentetik yargılar bilgimizi “genişletirler”, çoğaltırlar ; çünkü bunlarda kavramamızın dışına çıkıp onu başka kavramlar ile birleştiririz (synthesis), onunla başka kavramlar arasında bağlantılar kurarız. “Cisimler ağırdırlar” yargısında yeni bir şey öğrenirim, çünkü “ağır olmak” cisim kavramında kapsanmış değildir ; burada “cisim” kavramı ile “ağırlık” kavramını bir araya getiriyorum, onların arasında bir bağ kuruyorum. Analitik yargılar, karakterleri gereği, hep a priori’dirler, onun için a posteriori olan analitik yargılar olamaz. Buna karşılık, sentetik yargılar içinde a posteriori olanları da, a priori olanları da vardır. Birinciler, yargıların normal halidir, en çok rastlanan formudur. Yeni yeni denemler yaparak kavram kadromuzu boyuna artırırız ; bilgi kadromuzun genişlemesi pek çok bu çeşit yargılarla olur. İkincilere gelince, Kant’ ı ilgilendiren de asıl bunlardır ; hem sentetik hem de a priori olan yargılardır ; onun bütün araştırmasının asıl gözönünde bulundurduğu yargı çeşidi budur.

 

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
BİYOGRAFİLERİN ÖZELLİKLERİ