Tanzimat Sonrası

13 Ağustos 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Tanzimat Sonrası

18. yüzyıldan itibaren Avrupa ülkelerinde elçiliklerin kurulmasından ve Avrupa ile ilişkilerin artmasından sonra daha farklı bir anlayışa sahip reformcu, yeni bir nesil ortaya çıkmıştı. Bunlar Avrupa başkentlerinde görev yaparken, uluslararası gelişmeleri ve Batılı devletlerin bünyelerini tanımaya çalışmış olan diplomatlardı. Bunlar Tercüme Odası veya dışarıdaki Osmanlı diplomatik misyonlarında, yönetim ve siyaset alanında uygulamaya yönelik laik bir eğitim görmüşlerdi. Diplomasi ve maliyede uzmanlaşmışlardı. 19. yüzyılda nüfuzları artan bu bürokratlar, yönetimde köklü reformlar yapma düşüncesindeydiler. Tanzimat ile ortaya çıkan bu yeni bürokratların önde gelen temsilcileri, Mustafa Reşit Paşa, Fuat Ali Paşa ve Mithat Paşa'dır. Yeni bürokratlar, İslamî normlardan bağımsız, akıl yoluyla kendilerinin geliştirecekleri siyasetin kamu yararına olacağını ve bunun toplumun gerçek iradesini temsil ettiğini düşünüyorlardı. Onlara göre bu iradeyi hakim kılmak otoriter bir devlet idaresi kurmak ve Batı'nın çağdaş düşüncelerini kanun yoluyla kurumlaştırmakla mümkündü, işte Tanzimat, bu düşüncenin ürünüdür.

19. yüzyılda Tanzimat'la birlikte istanbul ve diğer büyük şehirlerde hayat tarzı, Batı medeniyetinin de etkisiyle önemli ölçüde değişime uğradı. Tanzimat sonrasında hemen her bakımdan Batı, örnek alındı. Her şeyden önce, Tanzimat ile birlikte dinlere dayalı mahalle kültürü bütünlüğü değişti, etnik ve dinî grupların hayat tarzları birbirine karışmaya başladı. Külliye sistemi parçalandı, camiler çok yönlü işlevini yitirdi. Batı tarzı modern okullar, medreseyi geri plana itti. Batı tarzı binalar ön plana çıktı.

Külliye çevresindeki kahvehaneler, fıskiyeli ve kerevetli bir mekan olmaktan uzaklaşmıştır. Kerevetlerin yerini sandalyeler, havuzun yerini de tiyatro temsil edilen sahneler almıştır. Bunun dışında elçiliklerin düzenlediği balolar, üst düzeydeki Müslümanlar arasında da kadın-erkek bir arada eğlenme modasını doğurmuştur. Ailede de önemli değişimler yaşanmıştır. Evlerin ve konakların içi Batılılaştı. Evlerde masa ve koltuklar kullanılmaya başlandı. Varlıklı aileler, çocuklarına dil öğretmek için yabancı mürebbiyeler getirttiler.

Tanzimat, ekonomik hayatı da değiştirmiştir. Geleneğe dayalı meslekler, Batı etkisiyle gelişen zevkleri tatmin edecek bir dinamizm göstermediğinden çöküntüye uğramaya başlamış, piyasayı ithal mallar doldurmuştur. Üst düzey arasında, Avrupa mallarının kullanımı, sosyal statü sembolü haline gelmiştir. Eski dönem Osmanlı mahallelerinde zengin – fakir aynı gündelik hayatı paylaşırken 19. yüzyıldaki ekonomik farklılaşma sonucu, zenginler Boğaziçi gibi ayrı mekanlara yerleşmişlerdir.

1895'te İstanbul'a ilk otomobil gelmiştir. "Zatü'l hareke" denen bu araç, toplumun üst düzeyi arasında yaygınlaşmıştır. Elektrikli tramvay, ulaşım hizmetine girmiş bu araçlarla hayat hızlanmıştır. II. Meşrutiyet sonrasında telgraf ve telefon da gündelik hayatın unsurları haline gelmiştir.
Ayrıca, yönetimde etkinliğini artıran Enderun görevlileri, tımar ve zeametleri kendi adamlarına vermeye başladılar. Bu ise zamanla rüşveti ve iltiması doğurdu. Devlet yöneticilerinin kolayca görevden alınmaları, onları itaatkâr hâle getirdi ve onlar doğruyu yapma ve adil davranma yerine dalkavukluk yapmayı tercih eder oldular. Ayrıca, devlet görevleriyle ilgili memurluk kadroları artırıldı. Bu durum, bir yandan rüşvet almayı pekiştirirken diğer yandan devlet memurunun itibarını sarstı. Aynı zamanda kanunlara itaati zayıflattı, dirlik ve düzeni bozdu.

Koçi Bey, sadece bu problemlerin ortaya çıkışını ve gelişimini incelememiş, onların teşhisini ve tanımını yaparak problemlere uygun çözümler sunmuştur. Koçi Bey'e göre, problemlerin çözümünde temel ilke İslam esaslarına sıkı sıkıya bağlanmaktır. Ayrıca devletin klasik döneminde uyguladığı yönetim ilke ve politikalarına yeniden işlerlik kazandırılması gerekmektedir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için Koçi Bey'e göre şöyle bir yol izlenmelidir: Mevcut has, zeamet ve tımar sahibi olanların, devlet memurlarının, yeniçeri ve kapıkulu askerlerinin, ilmiye sınıfı mensuplarının sahip oldukları mal, mülk, makam ve mevki gözden geçirilmeli, kuralına uygun olmayan her şey iptal edilmelidir. Bu sebeple beylerbeyi ve kazaskerlere yetkiler yeniden devredilmelidir. Böylece artan merkeziyetçilik ortadan kalkacak ve problemler çözümlenecektir. Yerel yönetime, ehil olanlar getirilmeli ve İstanbul'dan kimse onların işine karışmamalıdır. İşlerin düzelmesi, adaletin sağlanması ve hak sahiplerine haklarının verilebilmesi için rüşvet, iltimas mutlaka önlenmelidir. Vezir-i azam, görevlerini yerine getirirken tam yetkili olmalı, saray halkı onun işine karışmamalıdır. Üst düzey yöneticiler, görevlerinden kolayca ve sıkça azlolunmamalıdır. Padişah perde arkasında kalmamalı, işleri bizzat kendi yapmalı ve üst düzey yöneticilerini iyi tanımalıdır.

Görüldüğü gibi Koçi Bey, Osmanlı'nın bozulma, gerileme nedenlerini saptamakla kalmamış, onlara çözüm önerileri de sunmuştur. Bu risale, aydınların, döneminde yaşananlara duyarsız kalamayacağını göstermesi bakımından önemlidir. Ancak Koçi Bey'in çözüm önerileri geleneksel özellikler taşır. Batı'daki gelişmelere değinmez. Bu, bir yönüyle risalenin eksikliğidir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.